Dünya nüfusunun neredeyse yarısının sandık başına gittiği 2024 yılının en merak edilen seçimlerinden biri bugün başladı. 6-9 Haziran tarihlerinde yapılacak olan Avrupa Parlamentosu seçimlerine 6 Haziran tarihi itibariyle Hollanda’da start verildi. Hollanda’yı 7 Haziran’da İrlanda, 7-8 Haziran’da Çekya, 8 Haziran’da Malta, Slovakya, Letonya, 8-9 Haziran’da İtalya ve son olarak 9 Haziran’da geri kalan AB ülkeleri izleyecek.
AB üyesi ülkelerin vatandaşlarının direkt oy verdikleri seçimler 5 yılda bir yapılıyor. Vatandaşların ülkelere değil adaylara oy verdikleri bu seçimlerde Avrupa’daki nüfus artışından dolayı ilk defa 705 yerine 720 milletvekili seçilecek. Nüfuslarına oranla milletvekili çıkaran ülkelerin en kalabalığı olan Almanya 96 milletvekili ile parlamentoda en çok vekil sahibi ülke. Almanya’yı 81 vekil ile Fransa ve 76 vekil ile de İtalya izlemekte. En düşük milletvekili sayısına sahip olan Malta, Lüksemburg ve Güney Kıbrıs Rum Kesimi ise 6’şar sandalyeye sahipler. Bazı ülkelerde seçim yaşının düşürülmesinden dolayı ilk defa 18 yaş altı vatandaşlar oy kullanacaklar. Almanya, Avusturya, Malta ve Belçika’da 16, Yunanistan’da ise 17 yaşındaki vatandaşlar oy verecek.
Mevcut Parlamento Ne Durumda?
Hali hazırda parlamentoda 7 siyasi grup bulunmakta. Bunlar:
Avrupa Halk Partisi (EPP)
Sosyalistler ve Demokratlar (S&D)
Avrupa’yı Yenile (RENEW EUROPE)
Yeşiller/Avrupa Özgür İttifakı
Avrupa Muhafazakarları ve Reformistleri (ECR)
Kimlik ve Demokrasi (ID)
Sol Hareket
Son beş yıldır parlamentoda çoğunluk Avrupa Halk Partisinin elinde. Merkez sağ EPP’yi merkez sol Sosyalisteler ve Demokratlar grubu izliyor. Liberallerin bulunduğu Renew Europe ise üçüncü konumda. Beklentiler merkez sağ Avrupa Halk Partisinin yeniden çoğunluğu sağlayacağı ve birinci olacağı yönünde. Merkez solun konumunu koruyacağı düşünülmekte bunun da yanında aşırı sağcı Avrupa Muhafazakarları ve Reformistlerin güç kazanacağı yönünde. Seçim yaşının düşürülmesinin sol ve bağımsız adayların da ellerini güçlendireceği düşünülüyor. Fakat genel beklenti sağ ve aşırı sağın yükselişte seyretmesi.
Aşırı Sağ Neden Bu kadar Revaçta?
Aslında bu başlık ayrıca bir çalışmanın konusu. Bu yazının içeriğinde sadece özet olarak birkaç faktör açısından incelenecektir.
Aşırı sağın artışı Covid-19 Pandemi dönemi sonrasında çok büyük bir ivme kazanmıştır. Artışta payı olan en büyük faktörler mülteci ve göç krizi, woke kültürü ve sjw, yeşillerin ekonomiye maliyetleri ve AB’nin artık bir yük olmaya başlaması.
2010 yılında Arap Baharı ile başlayan ve 2011 yılında Suriye’de iç savaşa dönen bir dizi özgürlük hareketleri Kuzey Afrika ve Ortadoğu ülkelerinden Avrupa’ya mülteci akınını başlatmıştır. Yasal olarak göçmen kabul eden ülkeler bu derece düzensiz bir mülteci göçünü kaldıramıyorlar. Mültecilerin ülke içerisinde suç olaylarına yatkınlıkları nedeniyle Avrupa ülkeleri düzensiz göçe karşı Avrupa Kalesi projesini işlemeye koydu. Fransa’nın yıllardır şehir dışında ikametlerine müsaade ederek yarattığı gettolar günümüzde başına bela olmuş durumda. Aynı sorun İtalya’da da mevcut. Libya asıllı göçmenlerin kriminal olaylara dahil olma oranı daha yüksek.
Woke kültürü merkezi ABD olan bir çeşit özgürlük hareketidir. Avrupa’ya yayılmasının ardından başlayan LGBTİ bireylerinin çeşitlenmesi ve ergen çağına girmemiş çocuklara eşcinselliğin özendirilmeye başlanması birçok çevre açısından ahlaki ve toplumsal yozlaşma olarak karşılanıyor. Bireysel hakların, tercih ve inançların propagandasının yapılması ve haksızlığa uğrayan bireylerin haklarının sosyal medya mecralarında duyurulması sjw hareketini de doğurdu. Sosyal Adalet Savaşçıları adını alan bu grup özelinde sadece gündem yaratmaktan başka bir işe yaramıyor. Savundukları bir kutsalları bulunmuyor.
Yeşiller ve çevre politikaları savunucularının uzun süredir Avrupa’da yürüttükleri nükleer karşıtlığı, hayvan hakları ve çevreci temiz enerjiye yönelim Avrupa’ya maliyetli olmaya başladı. Özellikle Rusya-Ukrayna Savaşının başlaması sonrası Rusya’ya uygulanan ambargolar ve Rusya’nın doğalgazı kesmesi Avrupa’yı 1900’lü yılların başına döndürdü. Kömürle çalışan elektrik santrallerinin yeniden açılmaya başlanması ile birlikte Fransa çareyi nükleer enerjiye yeniden yatırım yapmakla arıyor.
Bir başka neden ise birliğin ta kendisi. Avrupa Birliği. Brexit hareketinin başını çeken Avrupa’daki vergi ve fon dağılımının adaletsizliği AB’den çıkma eğilimi bulunan tüm AB karşıtı siyasi partilerin ana gündeminde. AB vatandaşlarının gelecekleri bu 3 günlük seçim süresince ellerinde. 2024 yılı ile ilgili tahminlerde demokrasilere olan inanç düşüş eğiliminde. 2019 yılında yapılan parlamento seçimlerinde 2014’e göre yüzde 8,1 artış gösteren katılım oranı yüzde 50,7 olarak hesaplandı. Yani AB vatandaşlarının kaderi kendi ellerinde olmaktan ziyade oy kullanan yarı nüfusun ellerinde. Çok büyük bir değişikliğin olmayacağını varsayıyoruz ki Avrupalıların da yarısı öyle düşünüyor herhalde, sandığa gitmiyorlar.


Yorum bırakın