BİR KENTİN BELLEĞİ: ROMALILARDAN 2. DÜNYA SAVAŞINA ANKARA

Bir kentin belleği o kentin geçmişi, yaşadıkları, gördükleri ve geçirdikleridir. Kent tarihinin korunması ve geleceğe aktarılması oldukça önemlidir bu konuda. Fakat önemli olan bir başka şey de korunan belleğin yaşatılmaya çalışılması ve reklamıdır. Ülkemizin başkenti Ankara’da bunu görmek yakın bir zamana kadar imkansızdı diyebiliriz. Nitekim 2019 yılında CNN International seyahat sayfasında yayınladığı “Avrupa’da neredeyse hiç turistin gitmediği 20 şehir” listesinde Ankara’da bulunmaktadır. Bu içeriğin amacı Ankara seyahat rehberi hazırlamak değildir. Az bilinen ve duyurulması gerektiğini düşündüğümüz, yanı başında yaşarken her gün aslında dibimizde olan ve bilmediğimiz bazı kent detaylarına dikkat çekmektir. Çekimlerin hepsi bizzat makalenin yazarı tarafından yapılmıştır.

Tam olarak yazılı tarihi tam olarak bilinmese de 10 bin yıl öncesine kadar tarihi gitmektedir Ankara’nın. Bulunan en eski antik sikkelerde üzerinde çapa resimlerinin olduğu çapa anlamına gelen “Ancyra” yazılı tarihi eserler bir zamanlar Ankara’da deniz ticaretinin yapıldığını belirtmektedir. Dünya’nın en eski medeniyetlerine ev sahipliği yapan Ankara yeri geldiğinde önemli bir dini merkez haline de gelmiştir. Bilindiği üzere Ankara’da Hititler, Frigyalılar, Lidyalılar, Persler, Galatlar, Romalılar, Bizans, Selçuklular, Osmanlı İmparatorluğu ve günümüzde Türkiye Cumhuriyeti hüküm sürmüştür. Şehirdeki en belirgin yapılardan biri olan Gordion antik kenti Frig devletinin başkenti olurken şehrin simgelerinden olan Ankara Kalesi’ni ise Milattan Önce 3. Yüzyılda Tuna havzasından göç eden Tektosagların inşa ettiği belirtilmektedir.

Çankırı Caddesi üzerinde bir Bizans Lahidi

Ankara şehir merkezinde günümüze ulaşmış en eski eserler Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemine ait eserlerdir. Bunlardan bilinen en eskilerinden bir Roma Yoludur. Latincesiyle Cardo Maximus olan bu cadde klasik roma yol taşları ile döşenmiştir. 1995 yılında Ulus Şehir Çarşısı inşaatında tesadüfen bulunan caddenin devamı 2006 yılında Ankara Valilik Binası otoparkı inşaatında ortaya çıkarılmıştır. Roma dönemine çinilerin ve Osmanlı dönemine ait eserlerin keşfedildiği bu cadde günümüzde Ankara Büyükşehir Belediyesinin restorasyon çalışmaları ile gün yüzüne çıkarılmaya çalışılmaktadır. Caddenin Augustus Tapınağı ve Roma Hamamı arasındaki bir bölgede açık pazar yeri ve ticaret alanı olarak kullanıldığı düşünülmektedir.

Büyükşehir Belediyesinin restorasyon çalışması

Şehrin Göbeğinde Bir Belediye Parkı, Ama Aslında Bir Mezarlık

Daha önce yayınlanan Ankara Manzarası adlı makalemizde Keçiören ilçesinde Vank Manastırı olarak anılan bir Ermeni Manastırından bahsedilmişti. İlgili manastır 1914 yılına kadar Ankara’da yaşayan Katolik gayrimüslimlere hizmet vermiş, 1915 yılında bölgenin askeri bölge ilan edilmesi ile boşaltılmış ve Osmanlı Devleti’nin savaş esirlerini tuttuğu bir hapishaneye çevrilmiştir. Günümüzde Vank Manastırından geriye bir kalıntı kalmazken bulunduğu lokasyon GATA kampüsü içerisinde yer almaktadır. Manastırın arka bahçesinde yer alan mezarlık alan ise uzun yıllar Ankara’nın gayrimüslim mezarlığı olarak kullanılmış. Bu mezarlık sadece Ermenilere değil aynı zamanda Ankara’da yaşayan Avrupalılara da hizmet vermiş. Joseph Pitton de Tournefort, 1660 yılında ölen “Londralı tüccar Acidwall Farrington’un oğlu İngiliz Samuel Farrington”ın mezar taşı yazılarını kopyalamıştır. Mezar taşlarıyla ilgili olarak Hans Dernschwam 16. Yüzyıldaki anılarında mezarlığın bakımsızlığından bahseder. Mezar taşlarının çoğunluğunun eski Roma dönemi devşirme taşlarından olduğunu üzerlerine işlemeler yaparak Ermenice yazılar yazıldığından bahseder. 1915 yılında manastırda esir olarak kalan John Still ise mezarlığın bir bölümünün Avrupalılara ait olduğunu ve burada mezar taşlarına Latince yazıların yazdığından bahseder. Mezarlık arazisi 1940’lı yıllara kadar kullanılmış ardından iskân değişikliği ile mezarlık olmaktan çıkarılmıştır. Manastır ise 1915 yılında askeri bölge ilanının ardından kapatılmış ve yandığı söylenerek tamamen ortadan kalkmıştır.

1914 yılı öncesi Vank Manastırı gayrimüslim mezarlığı

Peki o mezarlık bugün ne durumda. Mezarlık arazisinde günümüzde Keçiören Belediyesi’ne ait Hulusi Sayın Parkı bulunmaktadır. Fakat bu durum mezarlık izlerinin ortadan tamamen kalktığı anlamına gelmiyor. Parkta halen günümüze ulaşmış bir dönem Roma devşirme taşlarından kullanılan mezar taşları ve lahit taşları mevcuttur.

Ulus’un Ortasında Bir Sığınak

Birinci Dünya Savaşı uçakların daha doğrusu uçar unsurların kullanılmaya başlandığı ilk savaş olmuştur. Ardından gelişen askeri havacılık teknolojileri ve hava harp unsurları karadaki sivil ve askeri unsurlar için korunma ve barınma ihtiyaçlarını doğurmuştur. Tam da bu anlamda sığınaklar ve koruganlar ortaya çıkmaya başlamıştır. Avrupa’yla aynı zamanda bu trend Türkiye’ye de gelmiş ve Atatürk’ün 1937 yılında henüz hayattayken Avrupa’da yeni bir cihan harbini öngörmesi ile olası bir savaş durumunda TBMM’nin ve devletin yönetiminin etkilenmemesi için inşa edilmesi kararlaştırılmıştır. Fakat bütçesi ancak 1941 yılı içerisinde bulunabilmiş ve Alman mimarlara sipariş üzerine günümüzdeki 2. Meclis Müzesinin arkasına 1942’de inşa edilmiştir. İçerisinde meclisin toplantılarını yapabileceği büyük bir salonun yanında arşiv ve idari odalar olarak kullanılabilecek küçük odaların yanı sıra lavabolar, aydınlatma, havalandırma ve ısıtma sistemi de bulunmaktadır. 1960’lı yıllara kadar kullanılan sığınak Meclis kampüsünün günümüzdeki Bakanlıklar mevkiine taşınması sonrası işlevsiz kalmıştır. Sığınak günümüze kadar oldukça iyi korunmuş ve 2012 yılında restore edilerek bir sanat galerisine çevrilerek halka açılmıştır. Bu çekimleri yaptığımız Mayıs 2024 tarihinde sığınağı görüntülemek istedik fakat güvenlik görevlileri sığınakta yeni bir sergi olmadığını ve yıl sonuna kadar sığınağın kapalı olduğunu belirterek çekim yapmamıza izin vermediler. Biz de çekim yapabileceğimiz en yakın nokta olan arka otopark kapısından görüntüleyebildiğimiz kadarıyla görüntüledik.

Sığınak

Şehrin belleğini koruyup yaşatmaktan kastımız işte tam da budur. Bir zamanların önemli askeri yapılarından birini veya tarihi antik bir cadde kalıntılarını günümüz koşullarına göre en iyi şekilde değerlendirmek. Elbette eski bir mezarlığın günümüzde insanların aileleriyle birlikte gelip yeşillikler içerisinde hoşça vakit geçirdiği, dinlendiği alanda olduğunu anlatmak biraz tüyleri ürpertebilir. Fakat 2. TBMM Sığınağının başına gelen bu güzel talihin bir an önce Ankara Kalesi altında inşa edilmiş olan 2. Dünya Savaşı sığınağının da başına gelmesini temenni ederiz.

Yorum bırakın