Atlas Okyanusunun kuzeyinde Grönland adasına yakın bir Avrupa ülkesi İzlanda. 349 bin civarında nüfusuyla Avrupa’nın en seyrek nüfusuna sahip ülkelerinden birisi. Yanardağlar ve volkanik oluşumlar ile birlikte sanayileşmiş balıkçılık faaliyeti ile de öne çıkan bir ülke. 2. Dünya Savaşı sonrası Marshall Yardımları ile refah düzeyi yükselen ülke 2011 Euro Krizinde neredeyse iflasın eşiğinde geldi. Fakat bu ülkeyi bizim için ilginç yapan bir özelliği var. Türkiye ile diplomatik ilişkilerinin olmaması.
Kuzey denizlerinin bir ülkesi olan İzlanda Avrupa Birliği üyelik sürecinde olan ve Schengen Serbest Dolaşım Üyesi bir ülke. Coğrafi olarak Avrupa kıtasına uzak da olsa Avrupa ülkesi olarak sayılıyor. Volkanları ve yanardağları ile ünlü olan ülke adını 2010 yılında patlayan Eyjafjallajokull yanardağı ile duyurdu. Yanardağ patlaması sonrası havaya saçılan kül partikülleri Avrupa hava sahasını günlerce sarmış ve ticari uçuşların faaliyetlerini engellemişti.
Bu yazının ana konusu ise Türkiye ve İzlanda diplomatik ilişkileri. Yani “Sıfır Diplomasi”. Türkiye ve İzlanda diplomatik ilişkileri bulunmayan Dünyadaki nadir iki demokrasiden birileri. İki ülkenin de karşılıklı olarak diplomatik temsilcilikleri bulunmuyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin İzlanda ile olan diplomatik işlerine Norveç, Oslo Büyükelçiliği bakarken, İzlanda’nın Türkiye ile olan diplomatik ilişkileriyle Danimarka, T.C. Kopenhag Büyükelçiliği ilgileniyor. Karşılıklı temsilcilik atanmamasının bir sebebi var. Türkiye’nin İzlanda’nın başkenti Reykjavik’te fahri konsolosu bulunurken, İzlanda’nın da Türkiye’de sadece İzmir’de fahri konsolosu bulunmaktadır.
NEDEEENN??
Türkiye ya da Türklerin İzlanda ile tanışması 1600’lü yıllara dayanıyor. 1627 yılında Cezayir’den Atlantik Okyanusuna açılan Murat Reis korsanları kovalarken tesadüfen(!) yemyeşil bir aday varıyor. İzlanda. 26 gün boyunca adayı zapt eden Murat Reis sarışın genç kadınları ganimet olarak alır, erkeklerin ise hepsini kılıçtan geçirir.
Tyrkjaranid
Tyrkjaranid yani Türkçesiyle “insan çalan Türk”. İzlanda dilinde bir tür küfürdür. 1600’lü yıllardan beri İzlanda dilinde olduğu resmi olarak kanıtlanmıştır. Murat Reis’in 26 günlük ülkede yarattığı travmaya hitaben oluşmuş bir deyimdir. Öyle ki İzlanda anayasal sisteme geçtiğinde ülkede özel bir kanun devreye girdi. Ülkede Türkleri öldürmek suç sayılmadı.
Neyse ki baktılar Türk akınları yok artık. 1970’li yıllarda parlamentoda yapılan oylama ile yasa değiştirildi. İzlanda ile ilişkilerimiz ise işte böyle başladı. Pasaportu ve sermayeyi bulan İzlanda’ya göç etmeye başladı. Haritada yerlerini bile gösteremeyeceğiniz konumlarda Türk döner restoranları açılmaya başladı. Günümüzde 100’e yakın Türk vatandaşı İzlanda’da ikamet etmektedir. Türk firmalarının İzlanda’daki yatırımı ise sadece 3 Milyon dolar kadardır. Bununla birlikte İzlandalı firmaların Türkiye’ye olan yatırımları 3 Milyon doları geçmemektedir.
Uluslararası Hukukun İşlemezliği
Diplomatik ilişkiler olmayınca doğal olarak uluslararası hukuk da bir yerde tıkanıyor. Türk ve İzlandik insanlardan çocuklar doğdu ve boşanmalar oldu. Türk babalar çocuklarını Türkiye’ye getirdi. Anneleri ile görüşmesini yasakladı. Boşanma davalarına İzlanda mahkemesi Anneyi haklı buldu ama yürürlüğe giremedi. Türk Hukuku İzlanda Hukukunu tanımadı. İzlanda baktı olmuyor Fahri Konsolosluklar kuralım dedi.
Bebek Daniel
Esat Kardıçalı. İzlanda Cumhuriyeti İzmir Fahri Konsolosu. İzmir’in köklü ailelerinden biri olan Esat Bey 17 sene Kanada’da yaşamış. Bir kere bile Kanada-Türkiye arasında seyahat ederken üzerinden geçtiği bu ülkeye inip de bakayım dememiş. Herhalde kendisini seçme nedenleri İzlanda’ya hiç gelmemiş olmasıdır.
İşte burada konuya giren diplomatik biri var. Bebek Daniel. Danimarka’da yaşayan bir İzlandalı ailenin bebeği olan 7 aylık bebek Daniel. Daniel’in annesine kanser teşhisi konmuştu ve moral depolamak için 2010 yılında Türkiye’ye Marmaris’e tatile gelmişlerdi. Geçirdikleri trafik kazasında hayatını kaybeden aileden sadece bebek Daniel hayatta kalmıştı. İlk müdahalesini Muğla Devlet Hastanesine bağlı ekipler yapmıştı. Fakat kendisinin ve ebeveynlerinin cenazelerinin İzlanda’daki yakınlarına teslimi tam bir diplomatik soruna dönüştü.
Uluslararası ilişkiler işte böyle bir disiplindir. Tarih ve siyasetten beslediği kadar geçmişten kalma psikolojik travmalarla da beslenir. ANDASAM olarak Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal ATATÜRk’ün “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” vizyonuyla Türk Milliyetçiliğine hizmet etmenin vermiş olduğu gururla gelecekte Türkiye ve İzlanda diplomatik ilişkilerinin tahsisinde devlet aklıyla görev almaya hazırız.


Yorum bırakın