ULUSLARARASI İLİŞKİLER BEYAZ PERDEDE – I

Uluslararası İlişkiler bir disiplin olarak birçok daldan faydalanmaktadır. Tarih, siyaset bilimi, ekonomi, sosyoloji ve hatta antropoloji gibi bilimler Uluslararası İlişkiler disiplininin ana kaynakları arasındadır. Bu multi-disiplinli yapısı Uluslararası İlişkileri yeri geldiğinde bir doktrin olarak kitapta, yeri geldiğinde bir siyasi bir partinin seçim propagandasında, yeri geldiğinde de ise popüler kültürün bir parçası olarak televizyon dizisi ya da sinema filminde görmemizi sağlar. İşte bu yazının konusu da popüler kültürde Uluslararası İlişkilerin yeri. Sinema filmlerinde ya da televizyon dizilerinde işlenen temalar ve anlatılan hikayeler üzerinden Uluslararası İlişkiler disiplini anlamamızı sağlayan bazı yapıtlara yakından göz atalım.

Sinema filmleri 100 yılı aşkın bir süredir hayatımızda. 1895 yılında Lumiere Kardeşler’in çektiği ilk sinema filmi olarak kabul edilen ve sadece 55 saniye süren “Arrival of aTrain at La Ciotat” bir devrin başlangıcı olmuştur. Türk sinemacılığı ise bu ilk sinema filminden tam 19 yıl sonra başlamıştır. Fuat Uzkınay tarafından kayda alınan 14 Kasım 1914 tarihindeki Ayestefanos Anıtının yıkılışı görüntüsü ilk Türk sinema filmi olarak kabul edilmektedir. İlerleyen yıllar Dünya sinemacılığında yenilikleri doğurmuştur. ABD’de sinema endüstrisinin ve Hollywood’un kurulması sinemacılığın gelişmesini ve yeni konuların filmlerde işlenerek beyaz perdede gösterilmesini sağlamıştır. Uluslararası İlişkiler disipliniyle ilgili sinema filmleri ise ilk olarak tarihi filmlerin doğmasıyla başlamıştır. Tarihi olaylara, savaşlara, ünlü komutanlara ve politikacılara ait çekilen filmler disiplinle ilgili arşivin birikim sürecini başlatmıştır. Sinema endüstrisindeki gelişmeler dönem filmleri ile geçmişteki yaşam kültürlerine ışık tutarken kurgu ya da gerçek hayattan alıntılanmış senaryolarla bu arşivi zenginleştirmiştir. Teknolojinin gelişmesi, sinema ve televizyon yayınlarının yaygınlaşması Uluslararası İlişkiler disiplininin sinema ve televizyonlarda daha çok yer edinmesini sağlamıştır. Popüler kültürde yer alan ve Uluslararası İlişkiler disiplini ile ilgilenen herkes için görsel bir şölen oluşturan o yapıtlara biraz daha yakından bakalım.

Winter on Fire: Ukraine’s Fight for Freedom

Den Tolmor tarafından senaryosu yazılan ve Evgeny Afineevsky tarafından yönetilen 2015 yapımı bu belgesel film Ukrayna’nın yakın geçmişine yönelik bir bakış sunmakta. Kasım 2013’te Ukrayna Devlet Başkanı Viktor Yanukovych’in AB ile Ticaret Anlaşmasını askıya alması sonrası Başkent Kiev’deki Euro Meydan’da başlayan protestoları anlatmakta. AB yanlısı protestocular ile polis ve güvenlik güçlerinin karşı karşıya geldiği sokak olayları direnişçiler, muhalifler ve siyasetçilerin gözünden anlatılmış. Kasım 2013’te başlayan sokak gösterilerinin sonucu olarak Şubat 2014’te ülkeyi terk eden Yanukovych’in ardından Rusya’nın 2014’te Kırım’ı ilhakına kadar süreci anlatan belgesel film İngilizce, Rusça ve Ukraynaca dillerinde çekilmiştir.

Donbass

Yine Ukrayna yapımı bir film olan Donbass senaristliğini ve yönetmenliğini üstlenen Sergei Loznitsa’nın 2018 yılında beyaz perdeye sunduğu bir eseri. Cannes film festivalinde ödül kazanan film Rusya’nın 2014’ten beri işgali altında bulunan Luhansk ve Dontesk bölgelerinde ilan edilen halk cumhuriyetlerindeki yaşamı konu etmektedir. Gündelik yaşamdan, insanların Ukraynalılar ve Ruslara bakış açısına; işgal bölgelerindeki halkın yozlaşmasından mafya ve çetelerin yönetimlerin içerisindeki fevri hareketlerine durumları filmde izleyebilmek mümkündür. Film aynı zamanda 2019 yılında Türkiye’de Avrupa Filmleri Festivalinde de gösterilmiştir.

Woman at War 1914-1918, 1939-1945

Orijinal ismi “Elles Etaient en Guerre” olan 2014 yılında Fransız yapımı bu film iki seriden oluşmaktadır. İlki Birinci Dünya Savaşı ikincisi de İkinci Dünya Savaşı yıllarında Fransa’da yaşayan kadınların toplumda üstlendikleri rolleri anlatmakta. Her iki Dünya Savaşına da katılan Fransa savaş sürelerince seferberlik ilan ederek erkekleri silah altına almıştır. Erkeklerin orduya katılması sonucu ülkedeki gündelik hayatta aksayan işleri devam ettirmek ise Fransız kadınlarına düşmüştür. Savaş sürecinde kadınlar posta hizmetlerini yürütmüş, tarlalarda çalışmış, fırınlarda ekmek yapmış ve yeri geldiğinde şehirlerdeki tramvay hatlarını işletmişlerdir. Kadınların savaş süreçlerinde üstlendikleri bu görevler savaş sonrası 1960’lı yıllarda Avrupa’da doğacak olan Kadın Hareketlerinin de öncüsü olmuştur.

Cep Herkülü: Naim Süleymanoğlu

Uİ arşivindeki Türk yapımı filmlerden biri olan Cep Herkülü: Naim Süleymanoğlu 2019 yapımı bir biyografi filmi. Senaryosunu Barış Pirhasan’ın yazdığı ve yönetmenliğini Özer Feyzioğlu’nun yaptığı sinema filme Naim Süleymanoğlu’nun hayatını anlatmakta. Ailesini, spor kariyerini, Türkiye’ye kaçış öyküsünü ve Dünya şampiyonluğunu anlatan sinema filmi aynı zamanda dönemin Bulgaristan’ındaki Türk ve Müslüman azınlığa uygulanan baskıcı rejimi ve Naim’in Türkiye’ye kaçırılmasında Türk istihbaratı ve hükümetinin gerçekleştirdiği faaliyeti de göstermekte.

Bir Tutam Baharat

Orijinal adı Yunanca “Politiki Kouzina” olan 2003 yapımı Türk-Yunan ortak yapımı bu filmin senarist ve yönetmenliğini Tassos Boulmetis üstlenmekte. İstanbul doğumlu bir Rum olan Fanis karakterinin küçük yaşlarında Türkiye’den Yunanistan’a ailesiyle göç etmek zorunda kalmıştır. Çocukluğundan bu yana aşçılığa meraklı olan Fanis uzun yıllar çevresindeki insanların hayatlarını tatlandırırken ilk aşkı ve dedesinin izlerini bulmak üzere İstanbul’a göç ederek geçmişini arar. Gastronomi Filmleri kategorisinde yer alan film aynı zamanda “6-7 Eylül Olaylarına” ve Yunanistan’a göç eden Türkiye Rumlarının kültürel ve gastronomik yaşamlarına da değinmektedir.

Güz Sancısı

“6-7 Eylül Olaylarını” konu alan bir başka film de Güz Sancısı. Yılmaz Karakoyunlu’nun aynı adlı eserinden beyaz perdeye 2008 yılında uyarlanan film 6-7 Eylül Olayları sırasında İstanbul’da yaşayan Rum ve Türk aileleri konu alırken aynı zamanda dönemin politik kutuplaşmalarına ve yaşanan pogroma da yer vermektedir. 6-7 Eylül Olaylarına verdiği geniş yer sebebiyle tartışma konusu olan filmin yönetmenliğini Tomris Giritlioğlu üstlenmiştir.

Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok

Orijinal ismi Almanca “Im Westen nichts Neues” olan savaş filmi 1929 yılında Erich Maria Remarque tarafından kaleme asıl kitaptan uyarlanmıştır. Konu olarak Birinci Dünya Savaşının son günlerinde Batı cephesinde savaşmakta olan Paul Baumer isimli bir askerin yaşadıklarını anlatan film ilk olarak 1930 yılında siyah beyaz olarak beyaz perdeye aktarılmıştır. Bir Birinci Dünya Savaşı Gazisi olan yazar Remarque Batı cephesinde yaşadığı savaş anılarını uyarlayarak u eseri ortaya koymuştur. Nazi döneminde eseri kitap yakma eylemlerine dahil edilse de 26 farklı dile çevrilmiştir. Eserde savaşın korkunçluklarını ve savaşın dışında kalan insanlara ne kadar anlamsız ve yalan bilgilerin anlatıldığı konu edilmektedir. İlk çekilen film gerçek savaş meydanlarında çekilmiş olsa da 2022 yılında Netflix tarafından tekrar uyarlanarak modern çekim teknikleriyle tekrar uyarlanmıştır. Filmin en dikkat çekici özelliklerinden biri ise bir dönem Türkiye’de yasaklanmış olmasıdır. 1930 yılında çekilen ilk versiyonu İstanbul Elhamra Sinemasında Atatürk’ün de katıldığı özel bir gösterimle Türkiye’de de gösterilmiştir. Atatürk ise filmi savaş tarihi açısından güzel bir belgesel olarak beğendiğini belirtmiştir. Fakat uzun yıllar savaşlarla boğuşmuş ve sonucunda barış ve cumhuriyete kavuşmuş bir millet için filmdeki savaş sahnelerinin sakıncalı olabileceğini belirterek toplumdaki travmatik hatıraları yeniden uyandırmaması için yasaklatılmasını emretmiştir.

Yorum bırakın