TÜRKİYE’NİN EN KARANLIK GECESİ: 6-7 EYLÜL OLAYLARI

6-7 Eylül Olayları olarak bilinen İstanbul başta olmak üzere İzmir ve ülkenin geri kalanında Rum azınlığa yönelik şiddet olaylarının 70. Yıldönümündeyiz. 70 yıl önce Türkiye tarihindeki en utanç verici olaylardan biri olan bu pogromu yaşadı. Üzerine çok konuşuldu ve tartışıldı. Kimine göre bir özel harp operasyonuydu, kimine göre ise öfkeli gençlerin yaşadığı bir öfke atlamasıydı. Kimine göre meselenin derininde Kıbrıs Meselesi bulunmakta, kimine göre ise bir takım kontrgerilla faaliyeti. Fakat olayların sonuçları hem Türkiye için hem de yüzyıllardır İstanbul ve Türkiye’de yaşayan azınlıklar için korkunç olacaktı. 6 Eylül 1955 gecesini 7 Eylül 1955 tarihine bağlayan o gece yaşananlar asla unutulamayacak. Peki bu olaylara neden olan şeyler nedir gelin biraz yakından bakalım.

Tarihimizde 6-7 Eylül Olayları olarak bilinen olaylar cumhuriyet tarihimizin en büyük pogromlarından biri olarak kabul edilmektedir. Başta İstanbul’da yaşayan Rum azınlığa yönelik bir takım düzenli saldırı, yağmalama ve kundaklama olayları çok kısa süre içerisinde büyümüş ve İzmir’e de sıçramıştır. Resmi verilere göre 4214 ev, 1004 işyeri, 73 kilise, 1 sinagog, 2 manastır ve atölye-fabrika-otel-bar oldukları belirlenen 5317 mekân zarar görmüştür. Can kayıpları ve yaralanmalar ile ilgili resmi rakamlarda değişiklikler olsa da ortalama 13 can kaybı, 30’a yakın yaralanma ve kayıt altına alınmamış 400’e yakın taciz, tecavüz vakası bulunmaktadır. Yaşanan olayların hedefindeki kitle ise İstanbul’da yaşayan Rumlar ve Rumlara ait yerlerdi. Olaylar esnasında Yahudi ve Ermeni azınlıklara ait mesken ve işyerleri zarar görmüştür. Olayların bilançosunun ise dönemin parasıyla 150 milyon ile 1 milyar TL arasında olduğu tahmin edilmekle birlikte İstanbul’da yaşayan birçok Rum da başta İstanbul olmak üzere Türkiye’yi terk etmişlerdir.

Kıbrıs

1950’li yıllar Kıbrıs Türkleri için kötü haberlerin başlangıcıydı. Kıbrıs’ta “Enosis” adı verilen adanın Yunanistan’la birleştirilme düşüncesinin önündeki en büyük engel adada var olan Türklerdi. 1950’li yıllarda başlayan Türklere yönelik ırkçılık ve kötü muameleler Türkiye tarafında da kayıtsız kalmamıştı. Türkiye’de kurulan bir takım sivil toplum kuruluşları adanın Türklüğünü ve Kıbrıs’taki Türklerin haklarını savunma faaliyetlerine girişmişlerdi. Hükümetteki Demokrat Parti ve Menderes’e yönelik olan baskılar sonucu Menderes konuşmalarında Kıbrıs meselesine gereken önemi vereceklerini, şimdiye kadar uyguladıkları yumuşak politikaların sebebini Yunanistan ile ilişkileri zora sokmamak için olduğunu belirtmiştir. Muhalefetteki CHP ve İnönü ise Kıbrıs Meselesi konusunda hükümetle ortak bir politika benimsenebileceğini vurgulamıştır. Dönemin CHP Gençlik Kolları Adana’dan Kıbrıs’a sefer düzenleyerek destek eylemleri yapma fikrini bile öne atmıştır.

Selanik’teki Atatürk’ün Evine Bombalı Saldırı

Kıbrıs Meselesine yönelik Türkiye’de kurulan sivil toplum kuruluşları başta İstanbul’da olmak üzere birçok yerde Yunanistan ve Enosis karşıtı gösteriler düzenlemeye başlamıştır. Tabi bu durumdan en çok tedirginlik duyanlar İstanbul’un yerlileri olan Rumlar olmuştur. Yunanistan ve Rum karşıtı söylemler her geçen gün artmış, öfkeli topluluklar her geçen gün kalabalıklaşmıştı. Bardağı taşıran son damla ise 6 Eylül 1955 sabaha karşı saat 4 sularında yaşanmıştır. Yunanistan’ın Selanik kentinde bulunan Atatürk’ün evi ile Türk Konsolosluk binası arasındaki bir bahçede patlayan bomba bir terör saldırısı olarak nitelendirilmiştir. Patlamanın etkisiyle konsolosluk binasının hafif hasar aldığı Atatürk’ün evinin ise birkaç camının kırıldığı belirtilmiştir. Dönemin Demokrat Partiye yakın gazetelerinden olan İstanbul Ekspres isimli gazete bu olayı haber yapmasının ardından aynı gün saat 13:00 sularında TRT Radyosundan yurt genelinde Selanik’teki Atatürk Evinin Rumlar tarafından bombalı saldırıya uğradığı anons edilmiştir.

Haberin tüm yurtta duyulmasının ardından Kıbrıs Türk’tür Cemiyeti, meslek odaları, sivil toplum kuruluşları ve öğrenci örgütlerinin çağrıları üzerine şehir dışından birçok vatandaş İstanbul’a protesto gösterileri için akın etmeye başlamıştır. Protesto gösterileri ilk hedefi is Şişli’de bulunan Haylayf Pastanesi oldu. Protestolar zamanla saldırı, kundaklama ve yağmaya dönüşmeye başlamış ve Ermeni ve Yahudi azınlıklara ait mekanlar da hedef olmuştur. Azınlıkların ağırlıklı olarak yaşadıkları semtlerde dükkân ve işyerlerine yapılan saldırılar genelde vitrinleri kırmak, işyeri ve mallara zarar vermek şeklinde olmuştur. Her ne kadar protestoların öncüleri tarafından yağmalama yapılmaması yönünde çağrılar yapılmışsa da bir süreden sonra bu durumun önü alınamamış, ev ve işyerlerindeki para ve değerli eşyalar yağmalanmıştır. Zaman zaman yanlışlıkla Türk ve Müslümanlara ait mekanlar da saldırıya uğrarken bazı Rum esnaflar dükkanlarının önlerine saldırılardan korunabilmek için Türkçe tabelalar ve afişler asmaya başlamışlardır.

7 Eylül sabahı ise Türkiye o korkunç manzaralarına uyanmıştı. Ev ve işyerleri saldırılara uğramış dağıtılmış ve yağmalanmıştı. İbadethanelerdeki ikona ve resimler kırılmış, parçalanmış, bazıları yağmalanmış ve kundaklama girişimleri dahi olmuştu. Beyoğlu İstiklal Caddesi tam anlamıyla bir harabe alanına dönmüştü. Sokaklar günlerce kırık cam parçaları, enkaz parçaları, kişisel eşyalarla dolu kamıştır. Olaylar sadece İstanbul ile sınırlı kalmayıp İzmir’e de sıçramıştır. İzmir’de Yunanistan Konsolosluğu basılmış ve ateşe verilmiştir. İtfaiyenin müdahalesi engellenmek istenmiş ve hatta su hortumları kesilerek itfaiyenin malına dahi zarar verilmiştir. Aynı zamanda NATO kapsamında İzmir’de görev yapan 5 Yunan Subayına ait ev de saldırıların hedefi olmuştur.

Kim Yaptı?

Olayların gelişmesi sonucu 7 Eylül 1955 günü İstanbul ve İzmir’de 9 Eylül 1955’te ise Ankara’da sıkıyönetim ilan edilmiştir. Olaylarla ilgili sıkıyönetim idaresi ve hükümet soruşturma başlatmıştır. Dönemin Başbakanı Menderes yaşananlardan dolayı özür dilemiş tescillenen zararlar ile ilgili vergi muafiyetleri ve devlet yardımlarının yapılacağını duyurmuştur. Demokrat Parti tescillenmiş hasarlara dönemin parası ile 60 milyon TL ödeme yapmıştır.

Tabi akıllarda kalan en büyük soru işareti ise bu olayların gerçekleşmesinde kimlerin parmağı olduğuydu. Bu olaylar sadece öfkeli bir takım milliyetçi gençler tarafından mı yapılmıştı yoksa işin arkasında yabancı gizli servisler mi vardı? Selanik’te gerçekten Rumlar bir saldırı mı düzenlemişti yoksa patlayan bomba bir plan mıydı? Bu soruların büyük bir kısmı günümüzde halen aydınlatılamamışken dönemin önemli bürokratlarının bazı açıklamaları gizli kalması gereken bilgilerin varlığını bizlere sunmaktadır.

İlki olayların başlamasından günler önce İstanbul’un ana yerlerinde eylem ve protesto etkinlikleri düzenleyen Kıbrıs Türk’tür Cemiyeti 6-7 Eylül Olaylarını başlatmış ve geniş kitleleri protestolara çağırarak halkı galeyana getirmiştir. Çeşitli öğrenci dernekleri ve meslek kuruluşlarının da destek verdiği protestolara Demokrat Partinin Gençlik Kolları da katılmıştır.

Olayların arkasındaki başka isimlerden biri ise Selanik’teki bomba olayının faillerinden Oktay Engin ve Konsolosluk Görevlisi Hasan Uçar. Oktay Engin Türkiye’nin verdiği bursla Selanik Üniversitesi Hukuk Bölümünde öğrenciyken Atatürk’ün evine bomba atılması soruşturması sonucu Yunan makamlarınca suçlu bulunmuş ve 9 ay hapis yatmıştır. Serbest kalınca Türkiye’ye kaçan Engin İstanbul Üniversitesinde eğitimine devam etmiş ve kaymakamlık sınavını kazanarak devlette göreve başlamıştır. Yunanistan’da tamamlanan soruşturma sonucu Engin hakkında 3 yıl 6 ay hapis cezası verilse de Türkiye Engin’i iade etmemiştir. Şubat 1992-Eylül 1993 arası Nevşehir Valiliği yapan Engin önceki görevlerinde Emniyet Genel Müdürlüğünde de görev yapmıştır. Buradaki görevine davet üzerine gelen Engin’i dönemin Emniyet Genel Müdürü Hayrettin Nakipoğlu davet etmiştir. Nakipoğlu 6-7 Eylül Olayları sırasında saldırıların en yoğun olduğu yer olan Beyoğlu’nun Kaymakamıydı.

Olaylar esnasında en dikkat çeken şeylerden biri de emniyet güçlerinin müdahalesinin çok kısıtlı olmasıdır. Emniyet teşkilatı bu olaylar ile ilgili hazırlıksız yakalandıkları açıklamasını yapmıştır.

Olaylara karışan protestocu ve saldırganlar için ise dikkat çeken özellik çoğunun İstanbul dışından gelmiş olmalarıydı. Haydarpaşa Garında Düzce, Kocaeli ve Sakarya’ya dönmek üzere olan birçok göstericinin cepleri ve üzerlerinden Rumlara ait yağmalanmış değerli eşyalar ve paralar çıkmıştır.

Peki ya hükümet? Menderes hükümeti olaylarla ilgili Milli Emniyet Hizmetleri yani günümüzdeki MİT’i suçlu tutmuş, zamanında önlem alamamak ve olayları bastıramamakla suçlamıştır. 1955 yılı sonrası artan ekonomik sorunlar, bastırılmaya çalışılan muhalefet ve basın büyük kitlelerin Demokrat Partiden soğumasına neden olmuştur. Demokrat Parti ise daha baskıcı bir rejim haline gelerek kendi sonunu hazırlamış ve 1960 darbesiyle indirilmiştir. Yassı Adada başlayan yargılamalar sırasında 6-7 Eylül Olayları DP hükümetinin karşısına konmuştur. Menderes’in Milli Emniyet Hizmetleri Başkanının mahkemeye çağırılması talebi defalarca reddedilmiş, tutuklanan Kıbrıs Türk’tür Cemiyeti Başkanı Hikmet Bil ise “Ya bizi serbest bırakırsınız ya da biz bazı şeyleri ifşa ederiz” ifadesinin ardından serbest bırakılmış ve olaylardan halk suçlu bulunarak suç hükümete yıkılmıştır.

5 binin üzerinde tutuklamayla sonuçlanan 6-7 Eylül Olayları sonrası başta Rumlar olmak üzere birçok Gayrimüslim Türkiye’yi ter etmiştir. 1920’li yıllarda 100 bin olan İstanbul’daki Rum nüfusu günümüzde 2 bine kadar gerilemiştir. Bununla birlikte Rumlara ait olan işyerlerinin boşalması sonucu ekonomik hakimiyet Türklere geçerken kalan azınlıklar başlarındaki parti ve idarecinin kim olursa olsun Türkiye’de bir “öteki” olarak görülecekleri algısını yaşamaya başlamışlardır. 6-7 Eylül Olaylarında gizli görevleri olan ve 1988-1990 yılları arasında MGK Genel Sekreterliği yapmış olan Sabri Yirmibeşoğlu 21.09.2010 tarihinde bir televizyon programındaki röportajda “6-7 Eylül de bir Özel Harp işidir. Muhteşem bir örgütlenmeydi. Amacına da ulaştı” sözlerini kullanmıştır. Bu ifade dahi 6-7 Eylül Olaylarıyla ilgili gün yüzüne çıkmamış birçok şeylerin varlığını göstermekte olup sıradan bir olay ve durum olmadığını ifade etmektedir.

Yorum bırakın