MERAKLISINA ALTERNATİF İSTANBUL GEZİ REHBERİ-2

Türkiye denilince akla gelen ilk şehir kuşkusuz İstanbul oluyor. Sahip olduğu konumu, tarihi, kültürü ve her şehirde göremeyeceğiniz yapılarıyla Dünyanın en turistik şehirlerinden biridir hiç şüphesiz ki. 2024 yılında 18,5 milyon turistin ziyaret ettiği bu şehir klasik İstanbul turlarının yanında meraklılarına da alternatifler sunmakta. Zaman zaman bilinmeyenlerle dolu olan bu alternatif turistik mekanlar çoğu zaman hayretlere düşürmekle birlikte “neden” sorularını da beraberinde getiriyor. Meraklısına İstanbul’da incelemek ve gezmek isteyenler için alternatif mekanları sizler için derledik. Keyifli okumalar.

Topkapı Sarayının Önünde Bir Yetimhane

Gülhane Parkına Sarayburnu kapısından girdiğiniz biraz ilerlediğinizde solunuzda demir parmaklıklarla çevrili birtakım kalıntılar görürsünüz. Yaklaştığınızda bir tür eski bir yapıya ait olduğunu düşündüğünüz kalıntılar ve sütunlar vardır. 2020 yılında çevresine çekilen demir parmaklıklar ile korumaya alınsa da bu kalıntılar İstanbul’un en eski yapılarından biri olup çevresinde yapılacak bir arkeolojik kazı ile gün yüzüne çıkmayı bekleyen bir yetimhane aslında. Hagios Paulos Rum Yetimhanesi olan bu yapı ortalama bin beş yüz yıllık. Gülhane Parkında Gotlar Sütununun aşağısında yer alan kalıntılar ile ilgili ne Türkçede ne de başka bir yabancı dildeki kaynaklarda kesin bir tarihi araştırma bulunmamaktadır. İmparator 2.Justinus (565-578) döneminde kurulduğu bilinen yetimhanenin ortalama bin beş yüz yıllık olduğu düşünülmektedir. İmparator 1.Komnenos zamanında (1081-1118) döneminde ise genişletilen yetimhanenin sadece yetim çocuklara değil, yaşlılara, engellilere ve savaş gazilerine de hizmet verdiği bilinmekte. Adının Aziz Pavlus’tan geldiği bilinen yetimhane ile ilgili Yunanca kaynaklardaki kısıtlı çalışmalarda yetimhaneye komşu olan iki kilisenin topladığı bağışlar sayesinde yetimhanenin ayakta kaldığı bilinmekte. Bu kiliseler geçmişte Gülhane Parkı ve Topkapı Sarayı arazilerinde bulunan Aziz Menas ve Aziz Demetrius Kiliseleridir. Günümüzde bu kiliselere ait herhangi bir arkeolojik buluntu mevcut değildir.

Ben Bir Mezar Taşıyım Gülhane Parkında

Evet yanlış okumadınız. Bir mezar taşı. Fakat kime ait olduğu bilinmeyen ve hakkında herhangi bir araştırma bulunmayan, her geçen gün toprağın içine batmakta olan bir mezar taşı. Bir Osmanlı Ermeni’sine ait olduğu düşünülen mezar taşının yanında bir ölen kişi için inşa edilmiş bir hayrat olduğu düşünülmekte. Mezar taşı ve çeşme parçalarında Osmanlı döneminde kullanılan ay yıldız arması görülmekte. Toprak zemin üzerinde bulunan taşların toprağın hareketi, esen rüzgarlar, yağışlar ve diğer çevresel faktörlerden kaynaklı her sene biraz daha yerin altına gömüldüğü fark edilmekte. Bununla birlikte mezar taşının üzerinde İsa’yı temsil eden bir kuzu figürü bulunmakta. Mezar taşının bakımsızlığı nedeniyle üzerindeki Ermenice yazılar tam olarak anlaşılmamakla birlikte “Agopyan” isminin okunabildiği görülmekte. Video paylaşım sitesi Youtube’da 2022 yılına ait bir video çekiminde mezar taşının tarihinin okunabildiği görülmekte olup günümüzde tarih yazılarının toprak altında kaldığı fark edilmekte. Mezar taşının okunabilen tarihinin 1793 yılına ait olduğu tespit edilebilmekte.

Bülbülderesi Mezarlığı

Bir turistik mekân olarak mezarlık gezmek oldukça kulağa tuhaf gelebilir. Ölülere olan saygıyı göstermek amacıyla yapılan mezarlıklar bazen bir toplumun, bir dinin ve bir kültürün vücut bulmuş hali olabilmektedir. İstanbul’un Üsküdar ilçesinde bulunan Üsküdar İskelesine ortalama 10 dakika yürüme mesafesindeki bu yer günümüzde hala kullanılmakta olan Bülbülderesi Mezarlığı. Ziyarete açık bir sivil Müslüman Mezarlığı olan buranın en büyük özelliği ise Sabatayistlerin mezarlığı olarak bilinmesi. Sabatay Sevi’nin izinden giderek Müslümanlığı sonradan kabul etmiş fakat Yahudi ve Sabatayist inançlarını gizliden gizliye yaşamış olan Sabatayistlerin Karakaş kolunun mezarlığıdır burası. Bununla birlikte mezarlıkta yatan önemli şahıslar da bulunmaktadır. Atatürk’ün Selanik’teki ilkokul öğretmeni Şemsi Efendi ismiyle bilinen Simon Zvi’nin mezarı buradadır. Farklı kaynaklarda İzmir’deki Yunan işgaline ilk kurşunu sıkan Hasan Tahsin takma isimli Sabatayist gazeteci Osman Nevres de burada yattığı iddia edilse de gerçekte kendi mezarı Bülbülderesinde değildir. Kendisinin adına temsili anıt niteliğinde bir mezar taşı bulunmaktadır sadece. Her ne kadar Karakaş koluna ait olsa da mezarlıkta az sayıda Kapancı kolundan mezar taşları da bulunmaktadır. Çeşitli mezar taşlarında bulunan işlemeler, fotoğraflar ve ibareler burada yatanların aidiyetliklerini belirtmektedir.

Üzerine konuşulacak, araştırılacak, ortaya çıkarılacak ve turizme kazandırılabilecek birçok şey bulunmakta. Bir şehrin ruhunu sadece bilindik turistik mekanlarıyla anlamak oldukça güçtür. Ne kadar okursak ne kadar incelersek o kadar çok biliriz. Ve yaşadığımız şehirlerin kıymetini böylelikle daha iyi anlar, kentlerimize daha çok sahip çıkarız. Bu yazı açık kaynak verilerinden, yakın çekimlerden ve yetkili şahıslarla yapılan konuşmalardan derlenmiştir.

Yorum bırakın