Türk Mutfağı Dünyanın en zengin üç mutfağından biri. Bunun en büyük sebeplerinden biri Türklerin 1000 seneden beri yaşadıkları Anadolu. Anadolu’nun coğrafyası ve iklim çeşitliliği beraberinde tarımsal üretimde ürün çeşitliliğini de getirmiştir. O yüzdendir ki Anadolu’yu yurt haline getirmiş yüzlerce kavim binlerce yıldır bu topraklarda tarım yaparak varlıklarını sürdürmüşlerdir. Peki bu kadar zengin bir mutfağa ve tarımsal üretime sahip olan Türkiye’de soframıza gelen gıdaların içeriğini ne kadar biliyoruz?
Anadolu’da ilk tarım faaliyetlerinin Çatalhöyük’e 9 kilometre kadar uzaklıkta bulunan Boncuklu Höyükte yapıldığına dair arkeolojik buluntular mevcuttur. Yaklaşık 9 bin yıl öncesinde bu bölgede başlayan toprağı işleme ve ürün yetiştirme kültürü zamanla Anadolu’da yerleşik hayata geçen tüm medeniyetlerin bir numaralı hayatta kalma, geçim ve ticaret faaliyeti olmuştur. Bunun en büyük sebepleri arasında Anadolu’nun coğrafyası gelmektedir. Coğrafi konumu, su kaynaklarına erişim kolaylığı, toprak yapısının ve ikliminin elverişli olması Anadolu’yu bir tarım bölgesi haline getirmiştir. Öyle ki Pers İmparatorluğu Anadolu’da fethettiği bölgelere yerleşmek yerine tarım faaliyetleri için kullanmış, adeta Anadolu’yu bir tahıl ambarına dönüştürmüşlerdir.
1071’te Anadolu’ya yerleşmeye başlayan Türkler uygun iklim ve toprak sayesinde yerleşik hayata geçerek devletler kurmuşlardır. Selçuklu ve Osmanlı Devletleri dönemlerinde Anadolu halkının en büyük geçim kaynağı yine aynı şekilde tarım ve hayvancılık olmuştur. Cumhuriyetin kurulmasının ardından Türkiye modern tarım ve hayvancılık politikalarını hayata geçirmeye başlamıştır. Bu bağlamda Atatürk Orman Çiftliği gibi uygulama tesisleri ve 1930 yılında kurulan Ankara Yüksek Ziraat Okulu gibi eğitim kurumları kurulmuştur. 1933 yılında Yüksek Ziraat Enstitüsü olarak adı değiştirilen kurum Anadolu’da tarım ve hayvancılık faaliyetlerinin çeşitlendirilmesi, veriminin arttırılması ve geliştirilmesi üzerine bilim üretmesi amaçlanmıştır. 1948 yılında kurulan Ankara Üniversitesi’ne bağlanan kurum Ziraat Fakültesi adını almıştır ve günümüzde halen eğitim öğretime devam etmektedir.
Peki ziraat tarihi bu kadar köklü ve geniş bir memleket bugün tarım ve hayvancılık konusunda ne durumda?
Pestisit
Türkiye çok uzun yıllardır Avrupa ve Rusya’nın en büyük yaş meyve ve sebze ithalat partneri. Birçok Avrupa ülkesi her yıl yaş meyve ve sebze tedariğini başta Türkiye olmak üzere İspanya, İtalya, Yunanistan gibi ülkelerden karşılamakta. Türkiye’nin geniş tarım üretimi, coğrafi konum olarak Avrupa’ya yakınlığı, düşük lojistik maliyetleri ve Gümrük Birliği üyesi olması birçok Avrupa ülkesi için Türkiye’yi avantajlı bir partner konumunda tutmakta. Fakat son günlerde çokça medyada duymaya başladığımız bir konu günümüzde Türkiye’deki tarım politikaları ve gıda güvenliğini sorgulatır olmuş durumda. Pestisit. 2024 ve 2025 yılları içerisinde Başta AB ülkeleri ve Rusya’ya ihraç edilmiş birçok yaş meyve ve sebze normal değerlerinin çok üzerinde pestisit içerdiği için ya iade edildi ya da imha edildi. Akıllardaki ilk soru ise şu oldu: Nedir bu Pestisit?
Halk arasında bilinen isimlerinin aksine Pestisitler zirai ilaçlar veya hormonlar değildir. Tarımsal faaliyetlerde kullanılan zehirleyici kimyasallardır. Bu kimyasallar bitkileri haşereler, bazı hastalıklar ve zararlı dış faktörlerden korumak için kullanılmaktadır. Böylelikle tarım ürünlerinden en yüksek verim alınması sağlanırken tüketiciye daha ucuz maliyetli ürünler sunulabilmektedir.
Pestisit kullanımı aslında bütün Dünyada oldukça yaygın olan bir yöntem. Modern tarım faaliyetlerinde ürünü korumak için biyolojik ve geleneksel yöntemlerden daha kolay ve düşük maliyetli. Aynı zamanda üretimi de bir o kadar kolay. Dünyada en fazla Pestisit Amerika kıtasında kullanılmakta. Bunu Asya ve Avrupa takip ederken en düşük düzey Okyanusya’dadır. Pestisitlerin kullanımı çeşitli ülkelerin tarım ve gıda güvenliği politikalarınca belirli oranlarda sınırlandırılmış ya da tamamen yasaklanmıştır.
Ne Zararı Var ki?
Pestisitler tarım ürünleri için bir takım koruyucu etkiler yaratsa da aslında ekosistemde yer alan biyolojik unsurlar için zehirleyici etkilere sahiptirler. Bu zararlı etkiler insanda olduğu kadar tarım arazileri ve doğal hayat için de tehlikelidir. Yasaklı veya yoğun şekilde kullanılan Pestisitler insanda iki tip hasara yol açmaktadır. Bunlardan birincisi “akut” yani ani gelişen zehirlenme veya alerji olarak ortaya çıkarken diğeri de “kronik” yani etkilerini uzun sürede gösteren etkiler. Bu etkilerin arasında hormonsal bozulmalar, ilerleyen yaşlarda görülebilen hastalıklar, kanser veya çocuklarda erken ergenlik gibi durumlar mevcut. Bu zehirlenme sadece insanda görülmemekte. Tarım arazilerinde kullanılan kimyasallar toprağın yapısına da etki ederek mineral ve canlı yapılarda bozulmalara yol açmakta. Zirai olarak faydalı canlılar olarak bilinen kuşlar, böcekler ve kemirgenlerin de zehirlenmesi ve ortadan kaybolmaları sonucu doğal sisteminin zarar görmesine sebep veriyor.
Madem Zararlı Neden Kullanılıyor O Zaman?
Zararlı olan Pestisitler değil kullanım miktarları aslında. Pestisitler insan ve doğa için zararlı ve tehlikeli olsalar da insan ve çevre sağlığına zarar vermeyecek düzeylerde kullanılabiliyorlar. Böylelikle zirai faaliyetlerde maliyetlerin düşürülmesine ve gıda tedariğinin daha ucuz gerçekleşmesine imkân vermekteler. Geleneksel yöntemler ve biyolojik ıslah çalışmalarına göre daha düşük maliyetli ve kolay olan Pestisit kullanımı yasal otoriteler tarafından denetlenmektedir. Türkiye gibi Avrupa Birliği uyum sürecinde olan ülkelerde Pestisit kullanımları AB standartlarına uyumlu hale getirilmeye çalışılmaktadır. Gıda güvenliğinin denetiminden sorumlu otorite olan T.C. Tarım ve Ormancılık Bakanlığı AB tarım mevzuatına uygun olarak Pestisit kullanımlarında sınırlama veya yasaklama yapmaktadır. Fakat sistemin aksadığı görülmektedir ki Avrupa’ya gönderilen binlerce ton yaş meyve ve sebze ya imha edildi ya da Türkiye’ye iç piyasaya verildi.
Sistemdeki bu tıkanmanın en büyük sebebi denetim süreçlerinde takibin zor ve yetersiz olmasının yanında yasaklı veya aşırı kullanımın cezai yaptırımsız olmasıdır. Bununla birlikte Pestisit kullanımının özellikle Türkiye gibi orta kuşak ülkelerde artmasının bir nedeni de küresel iklim değişikliğinin yansımaları. Azalan yağışlar, sıcaklıkların artması, bozulan ekosistem ve canlı çeşitliliğindeki değişiklik Pestisit kullanımını çiftçiler için neredeyse zorunlu kılmakta. Bir başka faktör ise ekonomik sorunlar. Artan enerji fiyatları, yükselen döviz kurları, ithal girdi fiyatlarındaki yükselme üretim ve lojistik maliyetlerini yükseltmekte. İşin zirai ve biyolojik yanına bakacak olursak aslında tarih çok net bize nedeni veriyor. 9 bin yıldır tarımın yapıldığı Anadolu oldukça yaşlı ve tükenmiş durumda.


Yorum bırakın