PONTUS OLAYLARI ÜZERİNE: BİR SOYKIRIM YARATMA ÇABASI

13-15-17 Mayıs 2025 tarihlerinde 69.’su düzenlenen Eurovision Şarkı Yarışması yine birçok politik ve toplumsal mesajlarıyla tartışmaların konusu oldu. İsviçre’nin Basel kentinde düzenlenen yarışma geçtiğimiz sene de olduğu gibi İsrail’in temsilcisinin sahne aldığı sırada protestolara sahne oldu. Jüri oylamaları sonucu en yüksek puanı alan Avusturya birinciliği göğüslerken tele oylamalarda en yüksek puanı İsrail alarak ikinci oldu. Bu durum birçok katılımcı ülke komitesinin dikkatini çekerken tele oylamalar konusunda Avrupa Yayın Birliği’nin tarafsızlık ve şeffaflığı sorgulanmaya başladı. Fakat bunların da ötesinde pek fazla sesini duyuramayan bir politik mesaj da bulunmaktaydı. Yunanistan’ın katılımcısı ve şarkı sözleri.

Dünyanın en çok izlenen televizyon şovlarından biri olan Eurovision Şarkı Yarışması günümüzde kültürel diplomasinin en belirgin örneği olarak kabul edilmektedir. İkinci Dünya Savaşı sonrası Avrupa’daki dostluk ve birliktelik havasını kültürel boyutlara taşımak amacıyla icat edilen yarışma her yıl ortalama Dünya genelinde 170 milyon insan tarafından izlenmekte. İnternet yayınlarıyla birlikte yarışma Dünya genelinde 2 buçuk milyar insan tarafından takip edilmekte. Son yıllarda politik göndermelerin ve çeşitli propagandaların mekânı haline dönüşen Eurovision Şarkı Yarışmasında gölgede kalsa da bir politik gönderme vardı. Yunanistan’ı temsilen yarışmaya katılan Klavdia isimli sanatçının” Asteromata” isimli şarkısı sözleri itibariyle Pontus Olaylarına gönderme yaptığı iddia edildi. Yunanca sözlerinde savaştan kaçan insanlar ve mültecilerin yaşadıkları acıları anlatan şarkı sanatçının çeşitli röportajlarında verdiği demeçlerle birlikte siyasi mesajlar taşımaktaydı.

İlk Kez Değil

Aslında bu durum Eurovision tarihinde bir ilk değil. 2016 yılında İsveç’te düzenlenen yarışmayı Ukraynalı sanatçı Jamala İkinci Dünya Savaşı sırasında yaşanan Kırım Tatar Sürgününü konu alan 1944 isimli şarkısıyla kazanmıştı. 2010 yılında Norveç Oslo’da düzenlenen yarışmada Ermenistan’ı temsil eden Eva Rivas “Apricot Stone” isimli şarkısıyla Sözde Ermeni Soykırımına gönderme yapmış, yarışma esnasında bir ara büyük annesinin sözde soykırımda öldüğünü ifade ederek ağlarken kameralara yansımıştı. 2014 yılında Danimarka’da düzenlenen yarışmayı kazanan Avusturyalı sanatçı Conchita Wurst ise kazanmasının ardından düzenlenen basın toplantısında “cinsiyetsiz bir Dünya hayal ediyorum” ifadeleri ile LGBTQ+ topluluğuna destek vermişti.

Claudia Papadopoulou

“Klavdia” sahne ismiyle bilinen Rum sanatçı 30 Ocak 2025’te Yunanistan’da düzenlenen ulusal elemeyi kazanarak Eurovision’da Yunanistan’ı temsil hakkını kazanmıştı. Yunanca olarak seslendirdiği şarkısında savaştan kaçan insanlar ve mültecilerin çektikleri acılara gönderme yapan Klavdia’nın kökeni ise Pontus. Yani Doğu Karadeniz sahil şeridi. Yarışmaya hazırlık sürecinde verdiği çeşitli röportajlarda kendisinin Pontus kökenli bir mülteci olduğunu, büyükannesinin Türkler tarafından zorla Sovyetler Birliğine göç ettirildiğini daha sonra ise Yunanistan’a dönebildiklerini ve şarkısında ailesinin yaşadığı acılardan ilham aldığına dair demeçleri olmuştu.

Klavdia’nın Yunan ERT Kanalına yaptığı açıklama:

“Benim ailem Pontus kökenli, onlar mülteci ve bu yüzden şarkıyla bağ kuruyorum. Büyükannem bana hikayelerini anlattı, ailesinden bahsetti, o dönem nasıl sürgün edilip Sovyetler Birliği’ne gittiklerini aktardı. Ailem orada doğdu, belirli bir yaşa kadar orada büyüdü ve 1991’de Yunanistan’a dönerek burada yeni bir hayata başladı”

Ekathimerini isimli Yunan haber sitesinin iddiasına göre ise Klavdia’nın şarkısı spesifik tarihi bir olaya gönderme yapmıyordu. Dünyanın birçok yerinde savaşlar ve çatışmalar yaşanmakta bu olaylardan etkilenen birçok masum sivil bulunmakta. Klavdia’nın şarkısı evrensel olarak tüm mültecilere ve savaştan kaçan masum sivillere hitap etmekteydi.

Bir başka durum ise Türkiye cephesinde yaşandı. Şubat ayının ilk haftası TRT şarkının Pontus Olaylarına dikkat çektiği hususunda Avrupa Yayın Birliğine şarkının sözleriyle ilgili soruşturma başlattığına dair resmî açıklamada bulundu. Türkiye her ne kadar 2013 yılından beri yarışmaya oylama sistemi ve politik meseleler sebebiyle katılmasa da Avrupa yayın Birliği EBU’nun bir üyesi ve yarışma hakkında söz söylemeye de hakkı bulunmakta. Yarışma sonrası Yunan Devlet Televizyonu ERT tarafından yapılan bir açıklamada ise EBU’nun Yunan Devlet Televizyonunu Türkiye ile bir sorun çıkmaması için yarışmacı Klavdia’nın röportajlarında Pontus kökenli ve mülteci olması konusundan bahsetmemesi gereğince uyardığı yönünde bir itiraf geldi. Rusya’nın Ukrayna’ya karşı başlattığı savaşa yönelik Rusya’ya uyguladığı yarışma yasağını aynı şekilde Filistin’e karşı askeri operasyonlar düzenleyen İsrail’e uygulamayan EBU anlaşıldığı üzere daha fazla sorun, boykot ve protestoyla uğraşmak istemiyor.

Nedir Bu Pontus Olayları?

Pontus Olayları kısaca Birinci Dünya Savaşı ve Türk Kurtuluş Savaşı süresinde başta Trabzon ve Doğu Karadeniz sahil şeridinde yaşayan Ortodoks Rumlara karşı yapılan tehcir, kötü muamele ve katliamlara verilen isimdir. Olayların bir isyan bastırma mı, bir katliam mı, bir pogrom mu yoksa soykırım mı olduğu akademik camiada halen tartışılmakta. Fakat bilinen tek şey şu ki bu olaylarda ölen insan sayısı asla net değil. Ölü sayılarının çeşitli kaynaklar incelendiğinde 300 bin ile 1 milyon arasında değiştiği düşünülse de rakamların ne kadarının gerçek ne kadarının da kışkırtma amaçlı propaganda ve dezenformasyon olduğu bilinmiyor.

T.C. Genelkurmay Başkanlığının arşiv verilerine göre Kurtuluş Savaşı sırasında baş gösteren Pontus İsyanı ve Koçgiri İsyanlarında 11.181 Rum Sakallı Nurettin Paşa himayesindeki Merkez Ordu tarafından öldürülmüştür. Yunanistan’ın bağımsızlığını kazanmasında önder isimlerden biri olan Elefterios Venizelos ise 1919 Paris Barış Konferansında 300 bin Rum’un katledildiğini, 450 bin Rum’un ise sürgün edildiğini belirtmiştir. Dönemin çeşitli Osmanlı Devletindeki yabancı temsilciler (Birleşik Krallık, ABD, İsveç) Rumların Osmanlı askerleri tarafından askere alındığı ya da zorunlu devlet görevlerinde çalıştırıldığı; kötü yaşam koşulları, işkence ve fevri adam öldürmelere maruz kaldıklarını resmi yazışmalarda belirtmişlerdir. Yunan kaynaklarına göre ise dönemin Türk Başbakanı, üst yüzey görevli komutanları ve Alman Bürokratlarının olayların planlanmasında görevli oldukları ileri sürülmekte.

Peki işin aslı nedir? İşin aslı tamamen kanıtlara ve verilere dayalı olmayan özenti bir iddia. Fakat daha kötüsü Yunanistan için bu iddianın uluslararası kamuoyunda rağbet görmemesi. Pontus Olaylarını soykırım olarak tanımlama girişimi ilk defa 1990’lı yıllarda Yunan Sosyal Demokrat Partisi PASOK’un Merkez Komitesindeki bir siyasetçinin iddia ile gündeme gelmiş, 1994 yılında Yunan Parlamentosunda Pontus Olayları bir soykırım olarak kabul edilmiştir. Hem de anma günü Türkiye’nin Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı olarak kutladığı Gazi Mustafa Kemal’in Millî Mücadeleyi başlatmak için Samsun’a ayak bastığı 19 Mayıs günü. Dünya üzerinde Ermeni lobileri tarafından hükümetler, cemaatler, çıkar grupları ve STK’lara yapılan baskılar sonucu Sözde Ermeni Soykırımı iddialarından ilham alan bir sol siyasetçinin projesi anlaşılan çok da iyi tasarlanamamış. Bununla birlikte Sözde Ermeni Soykırımı iddialarında bulunanların aksine Pontus Olayları ile ilgili tarihsel veriler oldukça kısıtlı. En basit ifadeyle 300 bin ile 1 milyon insan katledildiyse nerede bunların mezarları?

2012 yılında İnsan Hakları Derneğinin yapmış olduğu bir araştırmada Türkiye genelinde 267 adet toplu mezar olduğu tespit edilmiştir. Bu toplu mezarlardan sadece 12 tanesi savcılık kararı ile açılarak tespit edilmiş. Bu kazılarda toplam 162 kişiye ait kemikler bulunurken 255 tane toplu mezar hala yargıda kazılmayı ve soruşturulmayı bekliyor. Mezar arazilerinin en çok Güneydoğu Anadolu bölgesinde yer alması dikkat çekerken bir başka ayrıntı da mevcut. Mezarların hiçbiri Pontus Olaylarının yaşandığı coğrafyaya ve tarihe yakın değil. Şu ana kadar soruşturma gereğince açılmış toplu mezarlar Hizbullah terör örgütünün infazları, PKK terör örgütünün ölüleri ve kırsal aşiretler arası ölümlere ait toplu mezarlar. Ceset yoksa cinayet de yoktur. Bu basit kurala bakarsak kanıt, veri veya somut bir şey yoksa ortaya atılan iddia iftiradır. Ama daha acı olan Yunan siyasetçilerin bu konuyu uluslararası kamuoyunda dile getirmek için harcadıkları enerjidir. O kadar uğraşa rağmen kimsenin takmadığı bir iddiayı uluslararası gündemde ayakta tutmaya çalışmak anlamsızdır. Bu propagandaya rağmen Yunanistan Eurovision 2025 Şarkı Yarışmasını 6. Sırada tamamlayabildi.

Yorum bırakın