01.01.2000. Millenium çağı olarak popüler kültürde isimlendirilecek o on yıla girdik. 90’lı yılların teknolojik gelişmeleri bizleri yeni bir on yıla götürdü. Kültürler arası etkileşimin, internet ve sosyal medyanın temellerinin atıldığı bu on yıl aynı zamanda yeni kavramlar, yeni olaylar ve yeni isimler duyacağımız bir on yıl olacaktır. Yazının yazarı olarak benim çocukluğuma dönecek olmamdan dolayı da bu makaleyi yazarken biraz heyecanlıyım. Yazı dizimizin bir önceki bölümüne göre yaşanan olaylar tamamen bire bir gözlenmiştir. Keyifli okumalar ve 2010’lu yıllarda görüşmek üzere.
Tarihler 1 Ocak 2000 tarihini gösterdiğinde yepyeni bir yüzyıla girmiştik. Gelişen teknoloji ve artan Dünya refahı artık bütün Dünya’da televizyon yayıncılığının yaygınlaşmasını ve medyanın gücünü arttırmıştı. Evlerde internet kullanımının artması ve bilgisayarların yaygınlaşması ile bu on yılın sonuna doğru kameralı ve renkli ekranlı, günümüzdeki akıllı telefonları atası olan cihazlar ceplerimizi doldurmaya başlayacaktı. Bu on yılın sonuna doğru yeni bir kavramla tanışacaktık. “Sosyal Medya”. Konvansiyonel medyaya bir alternatif olarak doğan bu yeni kavramın temelleri atılmaya başlanacak, yazılı-görsel-işitsel içerik platformları kullanılmaya başlanacaktı. Özellikle bugün bu yazıyı okuyan herkesin bir gün ya da hala sahip olduğu Facebook bu on yılın sonuna doğru hayatımıza girmeye başladı. Bu devrim gelecekteki 24 yıl evrim geçireceğinden habersizdi adeta.
2000’li yıllar hem Türkiye hem de Dünya açısından yeni olaylar, yeni isimler ve yeni kavramlara da gebeydi. Türkiye için ise yeniliklerin, ilklerin, kriz ve felaketlerin on yılı olacaktı. 2001 yılının şubat ayında patlak veren ekonomik kriz 1994 ve 1999 krizlerinin üzerine yeni bir dalga yaratmıştı. Herkesin aklına Başbakanlık binası merdivenlerinde dönemin Başbakanı Bülent Ecevit’e yazarkasa fırlatan esnaf ile gelen kriz 90’lı yılların koalisyon hükümetleri ve ekonomik ve siyasi istikrarsızlığından bir bıkkınlık uyandırmıştı. MGK toplantısında Başbakan Bülent Ecevit ve Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer arasında geçen “anayasa fırlatma krizi” her ne kadar bu krize sebep olarak gösterilse de aslında ekonominin perde arkası farklıydı. Türkiye yüksek faizin pençesinde yeni bir ekonomik kriz geçiriyordu. Bu durumun siyasi yansıması da olacaktı elbet.
Adalet ve Kalkınma Partisi
2000’li yılların başı Türkiye’deki siyasi iklimi de değiştirdi elbet. Gelecek 23 seneye yön verecek yeni bir partinin doğuşu da bu on yılın içerisinde oldu. Fazilet Partisi’ndeki bazı muhalif seslerin kurduğu muhafazakâr fakat yeniliklere de açık olan bu grup Adalet ve Kalkınma Partisi çatısı altında birleşti. 14 Ağustos 2001 tarihinde kurulan bu yeni merkez sağ siyasi parti kuruluşunda siyasal İslamcı, muhafazakâr, milliyetçi ve sosyal demokrat isimler barındırmış ve kendini ANAP, DYP, Fazilet Partisi çizgisinde melez bir parti olarak nitelendirmiştir. Katıldığı ilk seçim olan 2002 Genel Seçimlerinde meclisin 363 koltuğunu alarak tek başına iktidar olan AK Parti’nin 23 yıl sürecek iktidar hayatı da başlamıştı. Abdullah Gül, Bülent Arınç ve Recep Tayyip Erdoğan önderliğinde kurulan bu yeni parti mecliste ana muhalefet olan CHP ile aynı parlamentoyu paylaştı. Bahçeli’nin MHP’si, Tansu Çiller’in DYP’si, Erbakan’ın Refah Partisi, Ecevit’in DSP’si ve Mesut Yılmaz’ın ANAP’ı baraj altı kalmış ve bu isimler için siyasetten emekli olma süreci başlamıştı.
AK Parti’nin bu yeni hükümetinin ve Türkiye’nin de gelişiminin hikayesi başlamıştı. Helsinki Zirvesinden sonra Brüksel Zirvesine de davet edilen Türkiye 17 Aralık 2004 tarihinde AB Kriterlerini karşıladığı kabul görmüş ve müzakere süreci başlamıştı. Bu on yıl Türkiye’nin nasıl modern bir Avrupalı Batı devleti olduğunu kanıtlamaya çalışmakla geçen bir on yıl olacaktı. Aynı zamanda Müslümanların ve İslam Dininin Batıya nasıl entegre olabileceğinin de bir rol modeliydi. O malum olaylar olana kadar yani.
11 Eylül Saldırıları
Makalede yazarın kendi anısına yer verilmiştir.
“…ben çocuktum ve Yeni Ziraat Mahallesinde oturuyorduk. O akşam evde ailecek pijamalarımızı giymiştik yatmayı bekliyorduk. Salon soğuk olurdu biz oturma odasında televizyon izlerdik. Salonda gri renkli yeni aldığımız 70 ekran Vestel marka televizyon vardı. Teletex’e filan bağlanıyordu. Gece herhalde 11 civarında Yabancı bir kanalda İkiz Kulelere Saldırlar düzenlendiğini izledik. Annem şok olmuştu. Salonda eski fotoğrafların bulunduğu bir dolap vardı oradan 1997 yazına ait fotoğraflarımızı gösterdi bize…”
11 Eylül 2001 günü ABD saatiyle sabah sekizde New York başta olmak üzere tüm ABD ve Dünya yeni bir güne uyandığından habersizdi. ABD’de kaçırılan 4 adet yolcu uçağından ikisi New York’taki Dünya Ticaret Merkezi İkiz Kulelere, biri Pentagon’a, bir diğeri de boş bir araziye çarpmıştı. Saldırıda 3 bine yakın sivil hayatını kaybederken Amerika Birleşik Devletleri’nin tarihinde kendi topraklarında uğradığı ilk deniz aşırı bu saldırının bedeli çok ama çok olacaktı. O günün akşamı ulusuna seslenen Amerikan Başkanı George Bush açık açık Dünya’yı uyardı:
“Ya bizimlesiniz ya da değilsiniz!”
ABD’deki saldırıları El-Kaide terör örgütü üstlenmişti. Bunun üzerine İslamcı ve Cihatçı tüm siyasal terör örgütlerine savaş başlatan ABD ve İngiltere’yi NATO takip etti. Afganistan’a harekatın ardını 2003 yılında Irak aldı elinde nükleer silah bulundurduğu iddia edilen dönemin Irak Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin Amerika’nın hedefi haline gelmişti. Türkiye ve Avrupa ülkeleri de bu olaylardan nasibini aldı tabi ki. Londra’daki metro saldırılarının yanında Türkiye’de akıllarda kalan Neve Shalom ve Beth Israel Sinagoglarına düzenlenen bombalı saldırıların yanında İstanbul’daki HSBC Bank binasına düzenlenen bombalı saldırıyı El Kaide üstlendi.
Peki Sadece Bunlardan Mı İbaret?
HAYIR
2000’li yıllar aynı zamanda kültürlerin birbirleriyle etkileşiminin arttığı, küreselleşmenin etkilerini gösterdiği ve güvenlik algısının da değiştiği bir on yıl oldu. Türkiye tarihinde uzun zaman sonra tek bir parti yönetimi görmeye başladı. Bununla birlikte Kürt hareketinin siyasallaşma süreci hızlandı ve siyasal hayatımıza yeni bir ekol girdi.2005 yılında kurulan Demokratik Toplum Partisi DTP 2008 yılında Anayasa Mahkemesi kararıyla bölücü terör örgütünü desteklemek suçundan kapatıldı. 2008 yılında kurulan Barış ve Demokrasi Partisi ise bir Türkiye Partisi olma rolüyle çıktığı yolda günümüze beş yüz kere isim ve şekil değiştirerek geldi.
Peki ana muhalefete ne oldu?
Ana muhalefet olan CHP ve MHP gibi partiler bu on yılda seslerini çıkaracak yeni ve genç kanı bulamadılar. Ama olsun. Türkiye tarihindeki ilk Eurovision Birinciliğini bu on yılda kazandı 2003 yılında Litvanya Riga’da yapılan Eurovision Şarkı Yarışmasını Sertap Erener kazandı. 2004 yılında ise İstanbul Abdi İpekçi Arena’da Türkiye bu kültürel diplomasi ve büyük organizasyona ev sahipliği yaptı.
Bununla birlikte hani o hepimizin gece uyumadan izlediğimiz uzatma atışları var ya. Evet 2008 Türkiye Avrupa Kupasında 3. Oldu.
Biraz daha batımızda ise sınırlar değişiyordu. Sırbistan-Karadağ ayrılmış Kosova aralık ayında bağımsızlığını ilan etmişti. Yanı başımızda Gürcistan’da ise Sovyet uçakları tekrar görülmeye başlanmış Güney Osetya ve Abhazya Rusya denetimde yeni bir yönetim kazanacaktı.
Peki siz okurlar 2000’li yıllara ait unutamadığım, aklımdan çıkmayan ve halen taze dediğiniz anılarınız neler? Lütfen yorumlarda belirtin.


Yorum bırakın