Bir kentin ruhunu o kentin sivil yapıları yansıtır. Şehrin silüetini oluşturan bu sivil mimari yapılar kimi zamanlar dönemine göre izler taşır, kimi zamanda altında nice değerler barındırır. 1. Bölümünü paylaştığımız Bir Şehrin Ruhu: Ankara Apartmanları yazı dizimizin ikinci kısmını da burada ele almaktayız. ANDASAM Kent Çalışmaları Departmanı olarak saha çekimleri ve arşiv incelemelerinden ulaştığımız bilgiler ışığında içeriğimizi sizinle paylaşıyoruz. Keyifli okumalar dileriz.
Bir kentin tarihini, işlevini, coğrafyasını hatta ekonomik yapısını anlatan silüeti mimari dokusudur. Bu doku yeri geldiğinde dönüşebilirken çoğu zaman varlığını korur. En azından korumaya çalışır. Bahsettiğimiz kent Ankara ise durum biraz farklı. 1920’li yıllardan itibaren şehirleşme sürecine giren Ankara cumhuriyetin başkenti olması nedeniyle kendine uluslararası bir statü kazandırılmış bir şehirdir. Dünya başkentleriyle aynı yerde anılmaya başlanan şehir klasik bir Anadolu köyü mimarisinden bir metropole dönüşme macerasına başlamıştır.
Sahip olduğu değerlerini belirli ölçüde korusa da eski Ankara’yı biraz incelemeye başladığımızda aslında çoğu Ankaralının bile bilmediği kentin hafızasının bir yerlerinde yaşamaya çalışan bazı unsurları da görüyorsunuz. Bu unsurlar bazen bir sivil yapının geçmişe ait fotoğraflarında yer alırken bazen de yangın merdiveninde kaderine terke edilmiş değeri paha biçilmez tarihi eserler olarak ortaya çıkabiliyor.
Aziz Klemens Kilisesi Şu An Nerede?
Tahminimce böyle bir ibadethanenin var olup olmadığını bilen çok az Ankaralı vardır. Hatta bulunduğu noktada uzun yıllardır esnaflık yapan insanların bile bildiğini zannetmiyorum. Günümüzde Ankara’nın Altındağ ilçesinde yer alan Anafartalar Caddesi ve Çıkrıkçılar Yokuşu kesişiminde bulunan kilise bir Bizans dönemi yapısıdır. Kapalı ve haç olarak tasarlanmış olan kilise Bizans döneminden kalan ve kalıntılarını hala koruyan tek kilisedir. M.Ö. 395 yılında Doğu ve Batı Roma’nın ayrılması ile Ortodoks Roma ve devamında Bizans İmparatorluğu sınırlarında kalan Ankara’da Hristiyanlık izlerinin tamamı Ortodoks mezhebine aittir. Mimari olarak Ortodoks Haçına benzer olarak tasarlanmış kilisenin kolları eşit ölçüde inşa edilmiştir. Türklerin Anadolu fethi sonrası İslam ile tanışan Anadolu şehirlerinde olduğu gibi Ankara’da da eski ibadethaneler camiye çevrilmeye başlanmıştır. Kilise Turasan Beyinin yeğeni Yeğen Bey tarafından cami ve medreseye çevrilmiş ve bu amaçla kullanılmıştır.

Yeğen Beyi duyunca herkesin aklına Ankara’da bir vergi dairesi gelmektedir biliyorum. Vergi dairesi olan bu Yeğen Beyin camii nerede peki? Cami ayakta değil ama vergi dairesi hala çalışıyor. 1917 yılında çıkan bir yangında çok ağır hasar alan Aziz Klemens Kilisesi yani Yeğen Bey Cami tamamen ortadan kalkmıştır. Geride birkaç belki birileri sahip çıkar denilebilecek kalıntı bırakarak. Aziz Klemens Kilisesi’ne ait birkaç tarihi eser statüsündeki kalıntı günümüzde arazisinde bulunan Albaraka Türk Banka binasının arkasındaki yangın merdiveni bölümündedir. Kalıntıları görüntüleme ve çekim yapmak istediğimizde ise ne yazık ki bankanın güvenlik personeli buna müsaade etmemiştir.

Ulus Faciası
Evet yanlış duymadınız bir facia. Bir terör saldırısı ya da bir katliam değil. Bir kaza. Hem de göklerden gelen bir kaza. 1 Şubat 1963 tarihinde Ankara semalarında seyir halinde olan Lübnan Havayollarına ait bir yolcu uçağı ve Türk Silahlı Kuvvetlerine ait bir asker uçak havada çarpışmıştır. Çarpışma sonucu havda hasar alan iki uçak da Ankara’nın şehir merkezine düşmüştür. Lübnanlı yolcu uçağında bulunan 3 mürettebat ve 11 yolcu, Türk askeri uçağında bulunan 3 mürettebat ve uçakların düşmesi sonucu yerde bulunan 87 kişi toplamda 104 kişi hayatını kaybetmiştir. Çarpışma sonucu Türk askeri nakliye uçağı dönemin Bentderesi Mahallesinde bulunan bir evin üzerine düşerken Lübnan uçağı ise Ankara Ulus Anafartalar Çarşısındaki bir iş hanına düşmüştür. Ayrıca uçak parçalarının şehrin birçok yerine çarpması ve enkazların çarpması sonucu yaşanan patlamalar şehir merkezindeki birçok vatandaşın yaralanmasına neden olmuştur. Olayda dikkat çeken detay ise 1 Şubat 1963 tarihinin o yılın Ramazan ayının ilk günü olmasıdır. 16:00 sularında yaşanan kaza Ankara halkının ilk iftar öncesi pide ve güllaç gibi alışverişlerini yaptığı yoğun bir zaman dilimine denk gelmiştir. Şehrin o dönemki en popüler ve gelişmiş merkezi olan Ulus Anafartalar bölgesi gökten gelecek bir faciayı yaşamaktan habersizdi. Olayın canlı tanıkları kaza alanını mahşer yeri olarak nitelendirirken uçağın çarpışması sonucu yayılan ateşin tüp dükkanlarını patlattıklarını ve sokakta yürüyen vatandaşların yanarak küle dönüştüğünü aktardı bize.
Açık Hava Uİ Müzesi bir Semt
Elbette ki Ankara’daki yapılar ve tarihleri böylesi yangınlar ve kazalardan ibaret değildir. Şehrin modern gelişim dönemi itibariyle günümüzde sahip olduğu havasını halen koruyan semtleri de mevcuttur. Gaziosmanpaşa ve Güvenevler Mahalleleri bunlara örnektir. Konumları itibariyle birçok büyükelçilik konutuna ev sahipliği yapan bu iki mahalle içinde barındırdığı ve yapıldığı ilk günkü tasarımlarını koruyabilen binaları ile şehrin adeta açık hava müzeleridir. Bununla birlikte barındırdığı yabancı diplomatik temsil konutları ve kampüsleriyle şehrin adeta bir açık hava uluslararası ilişkiler müzesidir.


Güvenevler Mahallesi Güneş Sokak yapıları bu konuda dikkat çekiyor. 1951 yılında tasarlanan Mimar Nizamettin Doğu’nun eseri olan Bozcaadalı Apartmanları 20. Yüzyıla ait modern mimari anlayışı yansıtmaktadırlar. Bahçeleri ve tasarımları ile dikkat çeken apartmanlar iki blok halinde olup günümüzde aile apartmanı olarak kullanılmaktadır.

Aynı sokakta yer alan 1958 yılında inşa edilmiş Sönmez Apartmanı ise dış tasarımda yer alan mozaik kaplaması ile dikkat çekmektedir. 2 bodrum, 1 zemin ve 3 de normal kattan oluşan apartman Mimar Sabih Kayan’ın mimarlığının yanında sanatçılığını da yansıtmaktadır.

1951 yılında inşa edilen Güneş Apartmanı ise sokakta yer alan bakımlı ve mimarisi ile günümüze taşınmış en belirgin yapılardan biri. Mimar Talat Güreli tarafından tasarlanan bina dört kattan oluşmakta olup 1950’li yılların Ankara mimarisini göstermekte olup günümüzde halen kullanılmaktadır.


TAPU
Yazı dizimizin sonuna gelmişken birinci bölümün okurlarının da aklına gelecek o soruyu soralım bakalım: Neden bu yapılara birileri sahip çıkmıyor? Neden birileri korumuyor, restore etmiyor, sahiplenmiyor, gün yüzüne çıkarmıyor veya yaşatmaya çalışmıyor? Cevabı çok açık: değişen hak ve mülkiyet problemleri. Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin 2021 yılında başlattığı ve tahminimce ummadığı bir sorun var. Restore çalışmaları başlatılacak olan tescilli her bir yapıda ne yazık ki en az 20-25’e yakın tapu hakkı ve mülkiyet bulunmakta. Daha da korkunç bir durum bu tapu kaydı ve mülkiyet paylaşımlarının çok eski olmasından dolayı mülkiyet sahiplerine ulaşılamaması.
Şehrin benliğinin günümüzde tabela kirliliğine kurban gittiği ve saha çekimleri yaparken birçok zorlukla karşılaşan Kent Çalışmaları Departmanımıza sonsuz teşekkür ederiz. Benzer çalışmalar yine buluşmak üzere.


Yorum bırakın