Bir kentin yapıları o şehrin ruhunu yansıtır. Mimarileri, tasarımları, renkleri ve işlevleri şehrin silüetidir. Bu silüet zamanla değişse de bulunduğu ortamda varlığını korur ve geçmiş dönemdeki ruhunu yaşatmaya devam eder. ANDASAM Kent Çalışmaları Departmanı olarak araştırma ve saha çekimlerimize dayanarak sizler için Ankara’nın apartmanlarını inceledik. Araştırmalarımız neticesinde az bilinen yerlere ve hikayelere ulaşabilme fırsatımız oldu. Birçoğumuz belki her gün önünden geçtiği ve tarihini bilmediği o yapıları sizlere tasvir etmeye çalışacağız. Keyifli okumalar.
Apartmanlar, iş hanları, ibadethane yapıları, kültür ve sanat merkezleri, parklar ve caddeler. Bir şehrin silüetini yansıttığı kadar şehrin tarihini, konumunu, iklimini ve hatta şehrin işlevini dahi anlatmaktadır. Bu bakımdan inceleyeceğimiz Ankara şehrinin apartmanları bizlere 100 yıllık cumhuriyet tarihimizin Ankara’sını anlatmaktadır. Yazının içeriğinde elbette şehirdeki bütün yapıları açıklamaya vaktimiz bulunmamaktadır. Ayrıca bahsi geçen mimari eserlerden bazıları günümüzde ayakta dahi değiller.
Osmanlı döneminde Ankara Kalesi ve çevresine kurulmuş olan klasik bir Anadolu şehri olan Ankara son 100 yılda en büyük değişimini gerçekleştirmiştir. 1911 yılında yaşanan Anafartalar Mahallesi yangını sonucu gayrimüslim halkın şehirden göç etmesiyle başlayan demografik ve ekonomik değişim 1920’li yılların başında Millî Mücadele’nin kumanda merkezi olmasıyla daha ciddi bir boyut kazanmıştır. 1923 yılında Cumhuriyetin ilanı ile ülkenin başkenti olmuş, küçük bir Anadolu köyünden bir Dünya Başkentine dönüşüm evresi başlamıştır. Tiftik keçisi yünü, tahıl ve küçük çaplı ticaretin hâkim olduğu şehir artık bürokratların, milletvekillerinin, memurların ve hatta diplomatların yaşamaya başladığı bir şehir haline dönüşmüştür. Tabi bu dönüşüm bir anda ve kolaylıkla olmamıştır. 1920’li ve 1930’lu yıllarda şehir planlamaları ve düzenli yerleşim uygulamaları ile Ankara tarihinde ilk defa göreceği yapılar ve mekanlar kazanmaya başlamıştır.
Şehrin İlk Lokantası
Cumhuriyetin ilanı ile birlikte devletin yönetim merkezi haline gelen Ankara artık sadece yerli halkın değil ülkenin 4 bir yanından gelen mebusların, memurların, bürokratların ve üst düzey görevli askerlerin yaşadığı şehir haline gelmiştir. Tabi bu durum şehirdeki kültürel yaşamı da etkilemiştir. Şehirde alışveriş yapılacak yeni mağazaların kurulması, yeni konutların inşa edilmesi, sosyal alanların oluşturulması ve en önemlisi Batılı anlamda sofra adabının benimsendiği lokantaların açılması gerekmekteydi. 1928 yılına kadar sofra adabının olduğu bir lokantaya sahip olmayan Ankara günümüzde Ulus’taki eski Sümer Bank binasının yerinde bulunan Taşhan Otelinin altında açılan ilk lokantasına kavuşmuş oldu. “Ankara Şölen Lokantası” olarak açılan lokanta 1917 yılında Bolşevik İhtilalinden kaçarak İstanbul’a yerleşen Juri Georges Karpovitch tarafından kurulmuştur. Ermeni asıllı bir Rus olan Karpovitch garsonluk ve lokantacılık mesleğinden gelmektedir. Atatürk’ün emri ve Taşhan Otelinin sahibi Cemal Taşhan’ın teklifi üzerine Ankara’ya gelen Karpovitch lokantasında Batılı anlamda yeme içme kültürü, sofra adabı kurallarının uygulanması ve Türk mutfağının yanı sıra Rus ve Fransız mutfağından da yemeklerin servis edilmesiyle ünlü hale gelmiştir. Atatürk’ün emri ile “Ankara Şehir Lokantası” olarak ismi değiştirilse de Atatürk’ün Karpovitch’e “Karpiç” diye seslenmesiyle halk arasında “Karpiç Lokantası” olarak anılmaya başlandı. Bürokratların, mebusların ve hatta dönemin diplomatlarının gidebileceği tek lokanta olmasından dolayı giderek popülerleşen restoran kravatsız müşteri kabul etmemeye, müzikli ve danslı eğlenceler düzenlemeye başlamasıyla şehrin gözdesi haline geldi. Taşhan Oteli binasının 1933 yılında istimlak edilerek yıkılması ve yerine Sümer Bank binasının inşa edilmesiyle Belediye Dükkanlarına taşınan lokanta (Günümüzde Ulus 100. Yıl Çarşısı) şehrin gelişmesi ve büyümesi ile şehir merkezinin Yenişehir ve Kızılay bölgesine kayması sonucu 1953 yılında kapanmıştır.

20. Yüzyıl Yapıları
2 katlı ahşap ya da taş yapıların hâkim olduğu bir mimariye sahip olan Ankara 1920’li yıllardan itibaren apartman kültürüyle tanışmaya başladı. Kanalizasyon, elektrik ve su tesisatlarının gelişmesiyle şehir apartmanları kendini göstermeye başlamıştır. Bu yapılardan en meşhuru Ankara Anafartalar’da bulunan Erzurumlu Nafiz Bey Apartmanı’dır. Arif Hikmet Koyunluoğlu’nun mimari planını çizdiği apartman 1922 yılında inşa edilmiş ve Ankara’nın ilk asansörlü apartmanı olarak tarihe geçmiştir. Günümüzde kullanılmayan apartman metruk durumdadır. Büyükşehir belediyesi tarafından tescilinin olup olmadığı ise bilinmemektedir.


Nafiz Bey Apartmanının çaprazında bulunan Özgün Han ise mimarisi ve dış cephe detayları ile 20. Yüzyıl mimari kültürünü yansıtmaktadır. Günümüzde toptancı hanı olarak hala kullanılmakta olan yapı şehrin ilk ticaret han binalarından biridir.

Nafiz Bey Apartmanının karşısında bulunan Alataş Sokak No:21 apartmanı ise, görüntüleyebildiğimiz kadarıyla, 20. Yüzyıl apartmanlarının iç mekân motiflerini bizlere yansıtıyor. Bina şu an metruk durumda olup belediye tarafından tescilinin olup olmadığı bilinmemektedir.

İçöz Apartmanı olarak bilinen Sırrı Süreyya Bey Apartmanı 1930 yılında Yozgat Mebusu Sırrı Süreyya Bey tarafından yaptırılmış bir köşe apartmanıdır. Balkon köşeleri yuvarlatılmış olan apartman günümüzde iş yeri ve mesken olarak karma kullanılmaktadır.[1]

İçöz Apartmanı ile aynı sokakta bulunan diğer iki eski yapı ise İçöz Apartmanı gibi sade bir mimari dış cephe tasarımına sahip değildirler. Daha çok tabela kirliliği diyebiliriz buna. Ne zaman inşa edildiği bilinmeyen Gül İşhanı ve Konya Sokak No: 29 Birinci Ulusal Mimarlık Akımının örnekleri olan ve günümüzde kebapçı ve oyuncakçı olarak kullanılan tarihi yapılardır. Belediyede tescilleri olup olmadıkları da bilinmemektedir.


Eski Rus Elçiliği
Türkiye Cumhuriyeti’ne kuruluş ve kurtuluş sürecinde en çok destek veren ülkelerden biri kuşkusuz Rusya’dır. Ya da o zamanın dilinde söylemek gerekirse Bolşevik Rusya. 1923 yılında Türkiye Cumhuriyeti kurulmuş ve bağımsız bir devlet olarak tanınmıştır. 1930’lu yıllara kadar Osmanlı’dan kalma İstanbul’daki konsolosluk binalarını Ankara’ya taşımayan Batılı devletlerin aksine Rusya 3 Haziran 1920’de Ankara Hükümeti ile diplomatik ilişkilerini başlatmış, 4 Ekim’de ilk diplomatik görevlisini Ankara’ya göndermiş ve 7 Ekim 1920 tarihinde Ankara’da bulunan ilk yabancı diplomatik misyon olan Rusya Büyükelçiliğini açmıştır. Günümüzde Anafartalar Caddesi No:95’te bulunan Eski İstiklal Mahkemesi binasının yanında yer alan açık otopark arazinde yer alan bina 1922 yılında çıkan bir yangın sonucu ortadan kalkmıştır.

1921 yılında Ankara’da görevli olan elçilik çalışanı Semyon Aralov ifadesine göre “Yetkili temsilciliğimiz, kent merkezinde, iki aracın yan yana geçmesinin imkânsız olduğu dar bir sokakta küçük iki katlı ahşap binada yer alıyordu. Sokağın sonunda yüksek minareli bir cami vardı.”[2]

Elçilik binasının davetler ve misafirler için küçük gelmesi sonucu çevredeki banların da elçilik hizmetine tahsis edildiği bilinse de 1922 yangını sonrası Rusya Elçiliği günümüzdeki konumu olan Atatürk Bulvarı No:106’ya taşınmıştır.
İlk Rus Elçiliği ile ilgili bir rivayete göre ise Ankara’ya atanmış ilk elçi bir kaza sonucu minareden düşerek ölmüştür.
… “Rivayete göre; ilk Rus Elçisi Kurşunlu Camii’ nin minaresine Ankara’ yı yukarıdan görmek için tırmanır, iyice yukarıya çıktığı esnada minarede ezan okumaya hazırlanan caminin imamı sarkıp kendisine bakar ve elçinin dikkati dağılarak minareden düşüp ölür.” …
İlgili alıntıda adı geçen cami “Kurşunlu Cami” olarak bilinen günümüzdeki eski Altındağ Belediye Başkanlık Binası karşısındaki 16. Yüzyıldan kalma Sakalar Camidir.[3] Bu makalenin kapsamı daha da geniş olup yazım aşamasında ikinci serisinin yayınlanması kararlaştırılmıştır.
[1] www.sivilmimaribellekankara.com Erişim Tarihi: 12.08.2024
[2] Büyükelçiliğimiz hakkında (mid.ru) erişim tarihi: 12.08.2024
[3] BİR BİLENLE GEZİYORUZ: ANAFARTALAR CADDESİ – Fotoğraf Sanatı Kurumu Derneği (fsk.org.tr) erişim tarihi: 12.08.2024


Yorum bırakın