YERLİLİK VE MİLLİLİK ARAYIŞI: TÜRK OTOMOTİV SANAYİ TARİHİ

İsim ve markalarını saymakla bitmez. 100 yıllık Türkiye Cumhuriyeti’nin ağır sanayi hamleleri arasında en çok önem verilen “yerli ve milli otomotiv sanayinin” kurulması olmuştur. Buna yönelik cumhuriyet tarihinde birçok özel ve kamu teşebbüsü olmuşsa da istenilen ivme tutturulamamış ve Dünya çapında bir Türk Otomotiv markası elde edilememiştir. 2000’li yıllardan sonra gelişen ve değişen otomotiv sanayi hamlelerimiz bizlerin bu günlere gelene kadar yaşadığı deneyimleri, aldığı dersleri ve hataları hafızasında barındırıyor. Bu yazının konusu Anadolu topraklarında Türk Otomotiv Sanayinin 100 yıl içerisinde katettiği yol üzerine olacaktır. Okurken yeri geldiğinde geçmişte kullandığınız o yol arkadaşınızı hatırlayacak yeri geldiğinde de kendinizi ikinci el satılık ilanları arasında bulacaksınız. Keyifli okumalar.

Tekerin icadı ile başlayan, insanın ulaşım gereksinimi insanlık tarihi boyunca her daim mesafeleri en hızlı ve kolay katetme arzusunu doğurmuştur. Binek hayvanları ile başlayan bu ulaşım aracı macerası 1700’lerde Sanayi Devrimi sonrası gelişecek birtakım yeniliklere ve icatlara sahne olacaktır. Buharlı motorlardan elektrikli motorlara geçilmesi ulaşım anlamında da hayvan gücünden makine gücüne geçişin sürecini başlatmış ve 1800’lü yıllarda ilk kez otomobilin atası sayılabilecek içten ateşlemeli motorlar ile çalışan ulaşım araçlarını doğurmuştur. 1900’lü yılların başında sanayide “üretim bandı” yöntemini bulan Henry Ford’un kendi soyadını hem bir otomobil markasına hem de bir ekonomik üretim modeline verdiği yıllarda otomotiv sektörü insanların günlük hayatta kullanacakları bir tüketim malının da yaygınlaşmasını sağlamıştır.

1900’lü yılların ilk çeyreğinde bir dizi badireler atlatarak kurulan genç Türkiye Cumhuriyeti sanayi alanında Atatürk döneminde yapmış olduğu atılımlarla kendi sermayesini ve ekonomik bağımsızlığını Dünya’ya kanıtlamıştır. 2. Dünya Savaşı’nın getirdiği yıkım ve ekonomik darlıklar nedeniyle ağır sanayi olarak adlandırılan, daha çok makine odaklı, katma değeri yüksek ve teknolojik ürün üreten sanayi hamlesini geliştirmekte güçlükler çekmiştir. Otomotiv sanayinin Türkiye’de başlangıcı aslında 1920’li yıllara dayanmaktadır. 1929 yılında Amerikalı Ford markası Türkiye’de ilk kez otomobil üretebilmek için tesis kurmaya karar vermiştir. Dönemin teknolojisi itibariyle üretim bandı İstanbul’da kurulmuş olsa da 1929 yılında başlayan ve “Büyük Buhran” adı verilen küresel ekonomik kriz nedeniyle faaliyete asla geçememiştir.

Devrim

27 Mayıs 1960 tarihinde gerçekleşen darbe ile yönetime el koyan Türk Silahlı Kuvvetleri ülkedeki “iddia ettikleri” kötü gidişatı düzeltme ve ekonomik kalkınma hamlelerini Atatürk’ün vizyonundan giderek gerçekleştirme çabası altında yerli otomobil üretme kararı almıştır. 1961 yılında Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’in emri ile üretilmesi emri verilen ilk yerli otomobil için ülke genelinden 24 seçkin mühendis devlet tarafından görevlendirilmiştir. Eskişehir’de bulunan Demiryolu Fabrikası o dönem için teknolojik altyapının en uygun olduğu tesis olarak belirlenmiş ve 130 gün gibi bir süre içerisinde tasarım ve üretiminin gerçekleştirilmesi istenmiştir.[1] Tasarım, üretim ve sermayesi tamamen yerli ve milli olarak üretilen “Devrim” otomobili başta ikisi krem rengi, ikisi de siyah olmak üzere ilk başta 4 adet üretilmiş ve trenle Ankara’ya gönderilmiştir. Akabinde 6 adet daha üretilen Devrim otomobili bununla sınırlı kalmıştır. Günümüzde üretilen Devrim otomobillerinden biri Eskişehir Demiryolu Fabrikasında sergilenmektedir. Diğer 9 otomobilin ise bir kısmının kazaya karıştığı ve hurdaya çıktığı bilinmektedir.

Anadol

Otosan firması tarafından gerçekleştirilen Anadol otomobilinin ismi bir yarışma sonucu belirlenmiştir. Aslen İngiliz Reliant firmasının hazırladığı prototip üzerinden üretilen Anadol 1966 yılında fiberglas teknolojisinin kullanıldığı ilk otomobil olmuştur.

Hacı Murat

1968 yılında kurulan Türk Otomobil Fabrikaları A.Ş. dönemin otomotiv sanayinin başını çekmiştir. Başını Koç Holding’in çektiği tesislerde üretim yapan TOFAŞ İtalyan Fiat markasının lisansını kullanarak Murat serisini çıkarmıştır. Murat 124 serisini 1971 yılında piyasa süren TOFAŞ sonrasında “Hacı” olmuştur. Murat 124 modellerinin Hacı Murat olarak bilinmesinin sebebi o dönem Türkiye’den karayolu ile Hacca gidilmesinin serbest olmasıdır. Türkiye’den Hacca giden vatandaşların kullandıkları Murat 124 marka otomobiller Suudi polisi tarafından fark edilmiş ve belirli bir süre sonra yasaklanmıştır. Türkiye’de ise Hacca giden Murat 124 marka otomobiller ikinci el satışlarında “2 kere Hacca gitti o yüzden kendi de Hacıdır” denilerek pazarlama tekniğine kurban gitmiş ve toplum arasında Hacı Murat ismini almıştır.

1980 Sonrası Türk Otomotiv Sanayi

1960-1980 yılları arası uygulanan ithal ikameci ekonomik politikaların yetersiz kalması, toplumsal kutuplaşmanın şiddete dönüşmesi ve toplumun sosyal hayatta yaşadığı refah kaybı 12 Eylül 1980 günü Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en sert dönemlerinden birini getirmiştir. Genelkurmay Başkanı Kenan Evren tarafından gerçekleştirilen askeri darbe 1983 yılında siyasi yasakların kalkmasına kadar Türkiye’yi yönetmiştir. Bu dönem aynı zamanda Dünya’da neoliberalizmin ve merkez sağ muhafazakâr politik eğilimlerin de yükseliş gösterdiği bir dönemdir. 1983 itibariyle başlayan ve Turgut Özal’ın getirdiği neoliberal politikalardan Türk Otomotiv Sanayi de nasibini almıştır.

Ordu Yardımlaşma Kurumu OYAK adı altında kurulan vakıf ticari işletme olarak otomotiv sektörüne el atmış ve Fransız Renault firmasının üretimini Türkiye’ye getirmiştir. 1987 yılında Türkiye’de ilk hatchback model üretilmiştir. 1989 yılında ise Renault 12 modeli üretilmiş ve oldukça popüler hale gelmiştir. Her rengi üretilse de beyaz rengi bir döneme damga vurmuştur. Halka arasında “Toros” olarak tanımlanan otomobilin günümüzdeki mesajı bile hale güncelliğini korumaktadır.

2000 Sonrası Türk Otomotiv Sanayi

2000 sonrası Türk Otomotiv Sanayinin gelişi ise ivmeli bir artış göstermiştir. Özel sektörün gelişimi ve dış piyasaya açılımı, 1990’lı yılların sonunda Türkiye’nin başta Avrupa Birliği ve diğer ülkelerle ihracat yapabilmesinin önündeki engellerin kaldırılması buna en büyük katkıyı sağlamıştır. Bununla birlikte Türkiye’de gerçekleşen özel sektör yatırımları katma değeri yüksek ürünleri ortaya çıkarmaya başlamıştır.

2018 yılında Otomobil Girişim Grubu Sanayi ve Ticaret A.Ş. Türkiye’nin ilk yerli ve milli otomobilini üretme ve piyasaya sürme vizyonunu üstlenmiştir. 2023’te Türkiye Cumhuriyeti’nin yüzüncü yılında sipariş almaya başlayan TOGG günümüzde sokaklarda görebileceğimiz bir otomobil.

Fakat Türk Otomotiv Sanayinin övülmeyi bekleyen ve hiç bahsedilmeyen bir yanı da var. Avrupa şampiyonası. Otomobil algısı bireysel araçla sınırlı olup bireyin ya da 4 kişinin konforlu seyahat edebileceği bir ulaşım aracı olarak algılanır. Az bilinenin aksine bu konfor düzeyini 4 kişi yerine çok daha fazlasına taşıyabilecek üretim ve ar-ge potansiyeline Avrupa coğrafyasında Türkiye ulaşabildi. O da Otobüs üretimi. Avrupa’nın en büyük Otobüs üreticisi günümüzde Türkiye’dir. Başta Karsan, Temsa ve Otokar markalarını Avrupa’nın herhangi bir şehrinde görmeniz mümkündür. Mesela Malta’da. Malta bir ada ülkesi olması nedeniyle ülke olarak genel bir toplu taşıma sistemi kullanıyor. Otobüs. Yeşil ve beyaz renklerdeki o otobüslerin önüne bakın. TÜRK OTAKAR marka.


[1] Bazı kaynaklarda 129 gün olarak belirtilirken 132 ve 135 gün olarak tanımlanan kaynaklar da mevcuttur.

Yorum bırakın