KADIN DİPLOMASİSİ

KADIN DİPLOMASİSİ

8 milyar 93 milyon 241 bin. Alman Dünya Nüfusu Vakfının Şubat 2024 tarihinde yayınlamış olduğu nüfus istatistiğine göre günümüz Dünya nüfusu tam olarak bu kadar. Bu rakamın %49.7’si ise kadın. Yani neredeyse yarısı. Fakat bu istatistik bize Dünya nüfusunun yarısının diğer yarısı ile sadece rakam olarak eşit olduğu bilgisini veriyor. Dünyanın hala birçok yerinde kadınlar her alanda erkek egemenliğinin gerisinde kalıyorlar. Hala genç yaşta evlendiriliyorlar, eğitim hakları ellerinden alınıyor ve iş yaşamı ve karar alma mevkilerinde ayrımcılığa maruz kalıyorlar. Bu alanlardan biri de siyaset ve diplomasi.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 2022 yılında aldığı bir kararla 24 Haziran’ı Diplomaside Kadınlar Günü ilan etti. 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri doğrultusunda kadınların siyasete ve diplomasiye katılımını arttırmak ve özendirmek amacıyla alınan bu karar Dünya’nın farklı yerlerindeki kadın siyasetçilerin hikayelerini ön plana çıkarmaktadır.

Peki neden böyle bir güne ihtiyaç duyuldu?

Günümüzde birçok ülke kadınlar tarafından yönetiliyor. Kadın belediye başkanları, başbakanlar ve hatta cumhurbaşkanları bile var. Siyasi partilere başkanlık yapıyorlar, küresel siyasette söylemleri ve duruşları ile kamuoyuna yön veriyorlar. Yaşamları ve hikayeleri günümüzde birçok kadın ve kız çocuğuna yön veriyor. Tarihte bilinen ilk kadın yöneticinin İsrail’in 4. Başbakanı olan Golda Meir olduğu bilinmektedir. Öncesinde Dışişleri ve Çalışma Bakanlığı görevlerini yürütmüş olan Golda Meir 1969 yılında İsrail’in 4. Başbakanı olarak seçilmiştir. Tarihin en ünlü kadın liderleri denilince akla gelen o isim ise Thatcher oluyor. İngiltere’nin en uzun süre başbakanlığını yapmış olan Margaret Thatcher kendisinden “Demir Leydi” olarak bahsedilmesini sağlamıştır.

Kadın Hareketi

1950’li yıllarda başlayan ve 60’lı yıllara doğru bütün Batı dünyasında etkisini gösteren otoritelere karşı gençlik hareketlerinin yanında kadın hareketi de gelmektedir. Kadınların iş yaşamına katılma, ekonomik özgürlüklerini kazanma ve ata erkil toplumlarda görülen kadınlara bahşedilmiş belirli toplumsal görevlerin dışına çıkma arzusu bir döneme damgasını vurmuştur. 1970’li yıllarda detant döneminin etkisi ve devamında neo-liberalizmin Dünya’da yaygınlaşmaya başlaması siyaset ve diplomaside kadın liderleri öne çıkarmıştır. Türkiye’de de benzer şekilde 90’lı yıllarda Tansu Çiller gibi isimler siyasette ön plana çıkmış ve Türkiye’nin ilk kadın başbakanı olmuştur.

Seçme ve Seçilme Hakkı

Dünya’da modern demokrasilerin ortaya çıkması 20. Yüzyılın başına tekabül eder. Modern parlamentoların, çok partili hayatın ve seçimlerin olduğu siyasi sistemlerde kadınların katılımı ise bir miktar geç bir tarihte gerçekleşmiştir. 1926 yılında Türkiye Cumhuriyeti’nde kabul edilen Medeni Kanun’a göre 1930 yılında kadınların belediye seçimlerine katılımı, 1934 yılında ise milletvekilliği seçimlerine katılımı ve oy kullanma hakkı verilmiştir. Birçok modern Avrupa ülkesinden oldukça erken bir dönemde çıkarılan bu yasa sayesinde Türk kadınları siyasal haklarını kazanmış oldu.

1933 yılında yapılan mahalli seçimlerde karşısındaki altı erkek adaya karşı yarışarak 500 oyla Gül Esin Türkiye’nin ilk kadın muhtarı seçilmiştir. Aydın’ın Çine ilçesine bağlı Demircidere Köyünün muhtarı olan Gül Esin köydeki kız kaçırma olaylarının önlenmesini sağlamış, kahvehanelerde kumar oynatılmasını yasaklamış, kız çocuklarının okul gönderilmesini zorunlu kılmıştır. Cumhuriyet devrimi Türkiye’de kadınların ön plana çıkarılması, toplumsal eşitliğe önem verme ve Türk kadınının hakkı olan değeri kendisine tayin etme bilincini benimsemiştir. Bu anlamda kurulan köy enstitüleri, yüksekokullar ve üniversitelerde kadınlara yer verilmiştir. Türkiye’nin köklü okullarından olan Mülkiye Mektebi gibi eğitim kurumları Türkiye’nin ilk kadın emniyet müdürünü, ilk kadın siyaset bilimi profesörünü, ilk kadın kaymakamı ve ilk kadın hazine genel müdürünü yetiştirmiştir.

İlk Kadın Diplomat ve Büyükelçi

1932 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun olan Adile Ayda girmiş olduğu Dışişleri Bakanlığı sınavını kazanmış ve Türkiye’nin ilk kadın diplomatı olmuştur. Kadınların dış temsilciliklere atanmayacağına dair çıkarılan yönetmelik nedeniyle 1934 yılında istifa eden Adile Ayda 1958 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kuruluna delege olarak seçildi. Ardından Belgrad ve Lahey temsilciliklerinde görev yapan Ayda 1969 yılında Roma Büyükelçiliğimize atanarak Türkiye’nin ilk kadın diplomatı unvanını aldı.

1960 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinden mezun olan Filiz Dinçmen 1961-1965 yılları arasında Dışişleri Bakanlığından çalışmış devamında New York’taki Birleşmiş Milletler ofisinde sırasıyla 2. ve 1. Sekreter olarak görev yapmıştır. Tahran elçiliği ve Ortak Pazar müzakerelerinde etkin görev almış olan Dinçmen 1982 yılında Türkiye’nin Lahey Büyükelçiliğine atanarak cumhuriyetin ilk kadın büyükelçisi olmuştur. Filiz Dinçmen kariyerinin devamında Viyana ve Vatikan Büyükelçilikleri görevlerini üstlenmiştir.

Adaletsizliklerin ve eşitsizliklerin giderek arttığı bir Dünya’da yaşıyoruz. Her kadının eğitim, çalışma, ekonomik özgürlük gibi imkanlara erişmekte sıkıntı çektiği dönemde bu durum artık cinsiyet eşitsizliğini de aşmış durumda. Kadınların siyasete ve diplomasiye katılımının önündeki en büyük engellerden biri de kadın hareketinin ve dayanışmasının evrensel bir karşılık bulamamasıdır. Günümüzde birçok ülkede kadın haklarını savunan sivil toplum örgütleri faaliyet göstermekte, bunlar içerisinde siyasi parti faaliyetine dönüşmüş olanlar da görülmektedir. The Shecrutiy Index 2021 verilerine göre kadın büyükelçilerin dünya ortalaması yüzde 23,1 ve aynı yılın kadın milletvekili ortalaması olan yüzde 27,4 oranında. Bu da kadınların diplomasideki temsilinin siyasete oranla daha geride olduğunu göstermekte. Türkiye’de ise tablo Dünya’nın geri kalanından çok da farklı değildir. TBMM’de hali hazırda var olan 600 sandalyeden sadece 121 tanesinde kadınlar temsil ediliyor. Günümüzde Türkiye’nin sahip olduğu 305 dış temsilcilikten sadece 83 tanesinin başında kadın diplomatımız bulunmakta. BM’nin 2023 yılındaki raporuna göre kadınların yarı zamanlı çalışmaya katılımının yüzde 35 olduğu bildiriliyor. Türkiye’de de yüksek öğretimli kadınların karar alma süreçlerine katılımının yetersizliği görülmekte.

İlham alınacak hikayelerini duyurma ve izlerinden gidecek kız çocuklarına rol modeli olma yolunda diplomasi ve siyasetteki tüm kadınlarımıza başarılar dileriz. Unutulmamalıdır ki her eğitimli kadının bu ülkeye borcu bulunmaktadır.

Yorum bırakın