MİSTİK MESİH: SABETAY SEVİ VE TÜRKİYE’DE SABETAYCILIK

Sabetay Sevi ,ya da bazı kaynaklarda Shabetay Zvi olarak anılmakta, Osmanlı Dönemindeki Yahudi azınlığın inanç sistemine damga vurmuş ve günümüzde bile müritlerini yaşatan bir kanaat önderi. 17. Yüzyılda Selanik’te ortaya çıkan Sabetayizmin kurucusu olarak bilinen Sevi Yahudilik inancına yeni bir yorum getirmiş ve kendisini “Mesih” ilan etmiştir. Elbette bu tutumun bir karşılığı olmuş ve Osmanlı Sultanı tarafından faaliyetleri yasaklanmış ve Müslüman olmaya zorlanmıştır. Döneminde söylemleri ve inanç sisteminde oluşturdukları ile bir fenomen yaratsa da günümüzde düşünceleri yaşamamakta ve daha doğrusu kabul görmemektedir. Fakat müritleri içimizde hala kökenlerini sürdürmekteler. Bu yazı çeşitli gazete küpürlerinden alıntılara ve müze çekimlerine dayanılarak oluşturulmuştur. Keyifli okumalar.

Kozmopolit bir toplum yapısına sahip olan Osmanlı İmparatorluğu özellikle belli başlı şehirlerinde farklı din ve etnik kökenden insanların bir arada yaşadığı bir mozaiği ortaya çıkarmıştır. Müslüman tebaanın yanında en belirgin olanlar ise Rumlardır. Tabi Osmanlı döneminde gayrimüslim tebaa için kullanılan Rum ifadesinin günümüzdeki karşılığı ile alakası yoktur. Rum tebaa ağırlıklı olarak Bizans kökenli Rumlar, Ermeniler, Arap aşiretleri ve Hıristiyanlar ile Yahudileri temsil etmekteydi. Geniş bir coğrafyada kurulu olan Osmanlı İmparatorluğunun başta İstanbul olmak üzere İzmir, Adana, Çanakkale, Edirne ve Selanik gibi şehirlerinde yoğunluklu bir Yahudi yerleşimleri mevcuttu.

İşte o şehirlerden biri olan İzmir’in ağırlıklı olarak gayrimüslim vatandaşların yaşadığı Agora semtinde 1626 yılı Ağustos’unda bir bebek dünyaya geldi. Mordecai ve Clara Sevi çiftinin oğlu olarak dünyaya gelen Sabetay Sevi o zamana kadar tahmin dahi edilemeyecek bir etki yaratacaktı. Musevi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Sevi İzmir’in ünlü kümes hayvanları ticareti yapan ailelerinden birine mensuptur. Kabala eğitimi almak için önce Selanik’e ardından İstanbul’a giden Sevi burada tanıştığı bir haham aracılığıyla Kabala eğitimine başlamıştır. İddiaya göre kendisinin haber getirici yani “Mesih” olduğuna dair bir kehanet belgesi almasından dolayı İstanbul’daki nüfuzu artmıştır. Bununla beraber İzmir hahamlarının İstanbul’a yolladığı tebliğde “Sevi’ye dikkat edilmeli” ifadesi İstanbul’u karıştırmış ve Sabetay Sevi’nin İstanbul’dan Selanik’e göç etmesine neden olmuştur.

22 Yaşında Mesih

22 yaşına geldiğinde Mesihlik iddiasında bulunan Sabetay Sevi’nin yeni kariyeri başlamıştı. Kendisinin Musa Peygamberin geleceğini tebliğ eden kişi olduğunu ilan etmesi, tüm Dünyaya ve Yahudilere iyilik getireceğini ve onları mukaddes İsrail topraklarına götürecek olduğu inancı bir fenomen oldu. Adına Sabetayizm denilen bu akım adeta o dönemde bir orman yangını gibi büyüyerek Yahudi ahali arasında mürit toplar. Hatta öyle ki imparatorluk sınırlarını aşar ve Hamburg, Paris, Viyana gibi şehirlere kadar ünü yayılır. Tabi her ünün bir de bedeli vardır. Müritlerinin padişahlık mekânını IV. Mehmet’ten almaya gittiğine inanıldığı 30 Haziran 1666 tarihinde bindiği yolcu gemisi durdurulur ve Sevi tutuklanarak İstanbul’a getirilir. 3 gün tutuklu olarak tutulan Sevi Osmanlı Sadrazamının başını çektiği mahkeme tarafından yargılanır. Sevi’nin tutuklanmasının arkasında ise İzmirli Hahamların saraya gönderdikleri talepler olduğu düşünülmektedir. Çünkü o zamana kadar Yahudi tebaa politize olmamıştır ve Osmanlı yönetimi de bunun üzerine gitmemiştir.

İzmirli Hahamlara göre “dini bozduğu” gerekçesiyle ölümü istenen Sevi idam edilmez. Kendisinin İslam dinine geçmesi halinde affedileceği açıklanır ve 16 Eylül 1666 tarihinde Divan önünde Müslüman olarak Aziz Mehmet Efendi adını alır. Fakat Sabetaycılık burada bitmez. Gizli bir tarikat olarak varlığını sürdüren Sabetaycılık ile ilgili bu din değişikliği “Dönmelik” olarak adlandırılır ve Sabetaycılara “Dönem” lakabı yapıştırılır.

Modern Türkiye’de Sabetaycılık ve Dönmeler

Sabetay Sevi’nin oluşturduğu inanç sistemi gizli olarak kalsa da devam etmiştir. Müslüman bir vatandaş hayatı yaşamaya başlasa da Sevi kendisinin hala Yahudi olduğunu ve inançlarını bırakmadığını bildirmiştir. Müritleri ile düzenlediği gizli toplantılarda misyonerlik faaliyetlerini devam ettirmiştir. Aradan geçen 400 seneye yakın sürede Sabetaycılık kaybolmamıştır. Fakat gizlenmekten ve saklanmaktan kaynaklı soy bilgileri belirsizleşmiştir.

Buna rağmen Sabetaycılara ait hala bilinen izler mevcuttur. Bunların en büyük örneklerinden biri önderimiz Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün okul öğretmeni Şemsi Efendi’dir. Kendisi bir Sabetay tarikatı mensubu olup gerçek ismi Şimon Zvi’dir. Türkiye Cumhuriyeti’nin Dışişleri Eski Bakanlarından biri olan İsmail Cem İpekçi de Sabetay kökenlidir. İpekçi ailesi Türkiye’ye cumhuriyetin ilk yıllarında modern batı sinemacılığını getirmiştir. Bununla birlikte İsmail Cem İpekçi’nin birinci dereceden akrabası olan ünlü modacı Cemil İpekçi de Sabetay kökenlidir. Aksiyon Dergisinin 18-24 Eylül 1999 tarihli 250. sayısında vermiş olduğu röportajda Cemil İpekçi Sabetay Sevi’nin dört çocuğundan biri olan Osman’ın soyunda gelmekte olup kardeşlerinin de Türkiye’nin ünlü ailelerinde bulunduklarıdır.

Bununla birlikte Sabetaycı kökenli vatandaşlara ait “Dönme” lakabının devletin birtakım uygulamalarında kullanıldığı da iddia edilmektedir. İkinci Dünya Savaşı’nda çıkarılan Varlık Vergisi uygulamasında Sabetaycılara “D” sınıfı (Dönme kelimesinin baş harfi yani) grup oluşturulduğu belirtilmiştir. Dönemin İstanbul Defterdarı Faik Ökte’nin ifadelerine göre M grubunun vergi oranının iki misli ödeyecek olan D grubunun denetimi ise hiçbir gruba olmadığı kadar daha ağır denetimli gerçekleşmiştir.

Bülbüldere Mezarlığı

Günümüz Türkiye’sinde Sabetaycılara ait en büyük iz mezarlıklardır. İstanbul’un Üsküdar ilçesinde yer alan Bülbüldere Mezarlığı Sabetaycıların Kapani ve Karaçay kolundan olanlara aittir. Burada yatan birçok ismin aile kökeninin Selanik olması dikkat çekmekle Atatürk’ün okul öğretmeni Şemsi Efendi’nin de kabri burada yer almaktadır. Mezar taşlarında en çok dikkat çeken şey ise çokça deyiş bulunmasıdır. En yaygını ise “Sakladım söylemedim; derdimi gizli tuttum, uyuttum” ifadesidir.

Şemsi Efendi

Laik ve üniter bir toplumda bireylerin etnik ve dini kökeni sorgulanmaz, sorgulanamaz. Ancak aile kökenleri ve soyadları üzerinden izler bulunabilir. Fakat günümüzde aile kökenlerini bilenler hariç Sabetay bağlantısının tespiti imkansızdır. Cumhuriyetin kurulması ile birlikte çıkan soyadı kanunuyla Sabetay kökenliler ağırlık olarak ön ekli soyadlarını benimsemiştir. İsimlerin önüne gelen bu ekler dil bilgisi olarak kelimeyi güçlendirmekte ve geçmişteki bir takım “kusur” olarak adlandırılan gizli kalınması gereken şeyleri örtmektedir.

Yorum bırakın