Medeniyetler çatışır mı? Çatışıyorlarsa da neden çatışıyorlar? Bu soruların cevaplarını kesin hatlarla vermek pek mümkün değil. Sadece birkaç bakış açısından yorumlayabiliyoruz. “Medeniyetler Çatışması” kavramını Uluslararası İlişkiler literatürüne kazandıran ilk kişi Samuel P. Huntington olmuştur. 1993 yılında Foreign Policy dergisinin yaz sayısında yayınlanan makale Soğuk Savaş sonrası küresel siyasetin şekillenmesinde adeta bir el kitabı haline dönüşmüştür. Destekçilerini oluşturduğu kadar tepki gösteren eleştirmen kitlesini de kurmuştur. Eleştirileri ve doğruları ile Medeniyetler Çatışmasına bir de biz bakalım.
Samuel P. Huntington ABD’de yaşayan ünlü bir siyaset bilimi profesörüdür. 1977-78 yılları arasında Beyaz Saray’da Ulusal Güvenlik Konseyinde görev yapmıştır. Kurucusu olduğu Foreign Policy Dergisinin de 7 yıl boyunca editörlüğünü gerçekleştirmiştir. Onu Dünyaca ünlü bir akademisyen ve yazar yapan şeyse 1993 yılında Foreign Policy Dergisinin yaz sayısında yayınlanan bir makalesi olmuştur. “Medeniyetler Çatışması” adlı makalesi yayınlandığı andan itibaren birçok okuyucuya ulaşmış ve üzerine çok fazla konuşulup yazılmıştır. Artan ilgi nedeniyle 1996 yılında Huntington tarafından kitaplaştırılarak basılmıştır. Birçok dile çevrilen “Medeniyetler Çatışması ve Dünya Düzeninin Yeniden Kurulması” adlı eseri küresel siyaset ve uluslararası ilişkilerin temel ders kitaplarından biri haline dönüşmüştür.
Peki ne anlatıyor da bu eser bu kadar ünlü oldu? Medeniyetler çatışması tezi yayınlandığı tarih itibariyle iki kutuplu dünya düzeninin ortadan kalkmasından sonra yaşanacak yeni küresel düzeni, iş birliklerini ve yeni savaşların sınırlarını anlatmaktadır. 1990’lı yılların başında Sovyetlerin çökmesi, Berlin Duvarının yıkılması, Doğu Avrupa ülkelerinde rejimlerin liberalleşmesi ve demokrasiye geçiş Soğuk Savaş dönemindeki iki kutuplu dünya düzeninin son bulmasına neden olmuştur. Ortaya çıkan yeni dünya düzeninde ABD’nin başını çektiği Batı Bloğu Dünyanın yeni süper gücü olmuş, dikta rejimleri son bulmaya başlamış ve ABD dünyada demokrasi rejiminin misyoneri olarak görülmüştür. İki rakip ideolojinin karşı karşıya kaldığı bir dönem olan Soğuk Savaş dönemi bitince Huntington’a göre yeni dünya düzeninde çatışacak olan kavramların ideolojiler değil medeniyetler olduğu fikri ortaya atılmıştır.

Huntington medeniyetler kavramını belirlerken Dünya milletlerinin sahip oldukları kültür, ortak geçmiş, dil, etnik köken ve en önemlisi de dini inançlar kavramlarını kullanarak 9 farklı medeniyet açıklamıştır. Bu medeniyetler sırasıyla Batı, Amerika, Afrika, İslam, Çin (Konfüçyüs), Hindu, Ortodoks, Budist ve Japon medeniyetleridir. Bu medeniyetlerden Batı medeniyeti Hristiyan-Yahudi kökenli Batı Avrupa ve Kuzey Amerika halklarını temsil eder. Ortodoks medeniyeti Slav Ortodoks Hıristiyanlarını, Amerika medeniyeti ise Güney Amerika’nın Hispanik kökenli halklarını tanımlar.
Huntington’ın tezinde dikkat çeken bir şey de medeniyetlerin birbirleri arasında çatışma ve daimî bir rekabet içerisinde olduklarıdır. Arada kalmış ülkelerin mensubu bulundukları medeniyetlerden farklı medeniyetlere dahil olma girişimlerinde de bahsetmektedir. Arada kalmış ülkelerden biri olan Avusturalya köken ve din itibariyle Batı medeniyetinin bir üyesidir. Fakat bulunduğu coğrafya onu medeniyetinin coğrafi konumundan uzağa düşürmektedir. Çevresindeki medeniyetler tarafından dışlanması onu Güney Asya ülkelerinin bölgesel ekonomik ve ticari örgütlenmelerine dahil olması önünde engel teşkil eder. Bununla birlikte arada kalmış bir başka ülke de Meksika’dır. Kuzey Amerika’da her ne kadar ABD ve Kanada ile birlikte ekonomik iş birliği teşkilatlanması içerisinde olsa da sahip olduğu Hispanik kökler onu Batı medeniyetinin bir üyesi yapmaz.
Arada kalan bir başka ülke ise Türkiye’dir. Huntington’a göre Türkiye İslam medeniyetinin bir üyesidir. Fakat Türkiye’nin İslam ülkeleri içerisinde laik ve demokratik bir cumhuriyet olması onu Batı medeniyetine dahil olmaya çalışan bir ülke yapar. 100 yıl önce Mustafa Kemal Atatürk’ün gerçekleştirdiği devrim Türkiye’yi muasır medeniyet seviyesine çıkarmayı hedefleyen bir dizi kökten değişiklik içermiştir. Laik ve demokratik düzenin getirilmesi, harf inkılabı, parlamenter sistemin getirilmesi ve modernleşme faaliyetleri Türkiye’yi Batı ülkeleri normlarında bir devlet haline getirmiştir. Huntington’ın Türkiye görüşüne göre ise Kemalist Devrim yüzlerce yıldır İslam’ı benimsemiş bir halkın öz değerlerinden kopma yaşamasına neden olmuştur.

Çatışma Sadece İki Medeniyet Arasında Mı?
Medeniyetler Çatışması tezinin en çok eleştirilen yanı çatışma kavramının sadece iki medeniyet arasında vurgulanmasıdır. Batı ve İslam medeniyetleri. Örneğin tez içerisinde Japon yatırımlarından rahatsız olan ABD’den neredeyse hiç bahsedilmez. Ya da Asya’daki Çin-Pakistan geriliminden. Fakat ana konu olduğu gibi Batı ve İslam medeniyetlerinin mücadele içerisinde olduğudur. Teze göre İslam medeniyeti kanlı sınırlara sahiptir ve Batı üstünlüğünü kabul etmediğinde en büyük rakibi olarak Hıristiyan-Yahudi dünyasını kendine düşman görür. 1996 yılında kitap olarak yayınlandıktan sonraki Dünya’nın durumuna bakarsak Huntington’ın haklı olduğunu görebiliriz. Son 28 yıldaki savaş ve çatışmaların neredeyse hepsinin karşı karşıya gelen farklı din gruplarından kaynaklandığı görülmektedir. Özellikle 2003 yılında Ortadoğu’ya adım atan ABD Huntington’ı haklı çıkarmıştır.
Yazının başında değindiğimiz medeniyetler çatışır mı sorusunun cevabı da burada aslında. Evet çatışırlar? Peki soruyu bir de şöyle sorsak. Medeniyetler çatıştırılırlar mı? Soğuk Savaşın sona ermesinin ardından ABD’nin bir süper güç olması ona dünya egemenliğini sağlamıştır. Fakat önemli olan bu egemenliği koruyabilmektir. Karşınızda her daim sizinle çatışmaya açık bir düşman olmayınca çözüm yeni bir düşman bulmak, yoksa da yaratmaktır. Çok ilginçtir ki Huntington’ı makalesi yayınlandıktan on sene sonra Batı ve İslam medeniyetleri çatışmaya başlamıştır. Günümüzde de hala çatışmaktadırlar. Huntington ileri görüşlü biri miydi onu bilemeyiz fakat komple teorisyenlerinin deyimiyle Huntington’ın tezi ABD’nin politika yapıcıları için bir referans alınmış olabilir mi, olabilir. Öyleyse ülkeler ve medeniyetler üzerinden söylemek gerekirse günümüzde Batı medeniyeti Ortadoğu’da İslam medeniyetiyle savaşırken bir yanda da Ortodoks medeniyeti ile yeni bir çatışmaya girmiş durumda. Aynı zamanda ekonomik güç savaşında da Batı Konfüçyüs yani Çin medeniyeti ile de bir çatışmanın içerisinde. Ve dahası artan küresel ısınma ve iklim krizi nedeniyle oluşan kitlesel göç hareketleri nedeniyle Batı yeni bir çatışmanın da içine giriyor. Batı ile Afrika medeniyeti. Meksika-ABD sınırında yaşananları da hesaba katarsak Batı aynı zamanda Amerika medeniyeti ile de çatışmaya hazır.
O yüzden yazının başlığındaki soruyu net bir şekilde yanıtlayabilirim: EVET! Medeniyetler çatışır. Ama Medeniyetler sadece Batı ile çatışır.


Yorum bırakın