TUZUN TARİHİNE KISA BİR YOLCULUK

İnsanlık tarihi kadar eski bir doğal mineral olan tuz sadece bir gıda maddesi olmasının yanı sıra önemli bir ticari ürün ve faaliyet alanıdır. Sanayide, dericilikte ve geçmişte gıda saklama alanlarında kullanılan tuz çok farklı üretim yöntemleri ile Dünya tarihinde önemli bir ticari ürün haline gelmiştir. İşte eski adıyla “Beyaz Altının” kısa bir hikayesi.

Kimyasal formülü NaCl yani “sodyum klorür” olan tuz insan yaşamı için gereli olan minerallerden biridir. Dünyanın oluşumundan beri var olduğu bilinen bu bileşiğin doğal bir mineral olduğu bilinmektedir. Su içerisinde çözünerek suyu iyonize eden tuzun iletken özelliğe sahiptir. Katı formunda ise kristal bir yapıda bulunmaktadır. Dünya üzerinde neredeyse her coğrafyada kolayca bulunabilen tuz ağırlıklı olarak kaya tuzu madenlerinden ya da deniz suyundan elde edilir. Deniz suyu içerisinde çözünmüş halde bulunan tuz suyun buharlaştırılarak tuz minerallerinin kurutulması yöntemiyle elde edilir. Denizlerdeki tuz oranı Dünyanın ekvatoral bölgelerinde daha yüksekken kutup bölgelerindeki varlığı daha azdır. Bu da denizlerdeki canlı çeşitliliğini değiştirmektedir.

Tuzun Kullanımı

Tuzun insan sağlığı açısından önemi büyüktür. İnsan gelişimin önemli bir mineral olan tuzun belirli oranlarda vücuda alınması gerekmektedir. Ağırlıklı olarak sofra tuzu olarak bildiğimiz işlenmiş iyotlu tuz gıdalar aracılığıyla insan vücuduna alınır. Tuzun ilk kullanımı ise Sümerlere kadar uzanmaktadır. Yine aynı şekilde Mısır ve Çin medeniyetlerinde de tuz önemli bir araçtır. Gıdaların bozulmasını engellemek için salamura ve turşulama amacıyla kullanılan tuz Antik Yunan, Roma ve Orta Çağ medeniyetleri tarafında da gıdaları korumak, kurutmak ve muhafaza etmek amacıyla yaygınca kullanılmıştır. Yaş meyve sebzeleri salamura etmek ve etin bozulmadan kalabilmesi için tuzlamak buzdolabı, derin dondurucu gibi icatların ortaya çıkmasına kadar önemli bir uğraş olmuştur.

Bu tür bir kullanım alanına sahip olması tuzu değerli bir ticari ürün haline getirmiştir. Antik Yunandan Roma İmparatorluğuna, Orta Çağ imparatorluklarından günümüz modern devletlerine kadar tuz insanlık tarihinde üretimi ve ticareti yapılan bir üründür. Tuz yataklarından elde edilebilen tuz aynı zamanda deniz suyundan da üretilebilmiştir. Aynı zamanda gelişen bilim ve teknoloji ile de çeşitli kimyasallarla çöktürme ve elektroliz gibi yöntemler kullanılarak tuz elde edilebilmektedir.

Sodyum Klorür Kristalleri

Türkiye’de Tuz

Türkiye’deki tuz üretiminin çok büyük bir kısmı tuz gölleri havzalarından elde edilen tuzlardır. Bunu deniz suyundan üretim ve çok az da olsa kaya tuzu yataklarından üretim izlemektedir. 2013 yılında Nevşehir’in Gülşehir ilçesinde bulunan tuz rezervi büyüklüğü ile dikkat çekmiştir. Yaklaşık 1 milyar ton rezerv içerdiği tahmin edilen tuz yatağının Türkiye’nin neredeyse gelecek 1000 yıllık tuz ihtiyacını karşılayacağı tahmin ediliyor. Fakat ne yazık ki MTA’nın maddi kaynak yetersizliklerinden dolayı rezervin işlenmesine başlanamamıştır.

Temizlik Maddesi Olarak Tuz

Tuz sadece bir gıda maddesi ya da gıdaları korumak için kullanılan bir mineral olmamıştır. Dericilik sanayinde, su yumuşatma, hayvan besiciliği ve kimya sanayinde de çokça kullanılan bir üründür. Tuz kullanımının az bilindiği alanlardan biri de temizliktir. Çamaşır ve bulaşık temizliklerinde tuz geleneksel yöntemlerde deterjan ve sabunun yanında kullanılmaktadır. Tuzun suyu iyonize etmesi sonucu kumaşlar üzerindeki boyalar su içerisinde çözünemezler. Böylelikle renkli kıyafetler tuzlu suda yıkandıkları takdirde kolay kolay renklerini kaybetmezler. Yine aynı şekilde tuz suyun içerisinde çözündüğü vakit doğal bir yağ çözücüye dönüşmektedir. Bulaşıklardaki yağ lekeleri ile çamaşırlardaki yağ ve kan lekeleri tuz kullanımı ile doğal bir şekilde temizlenebilir.

Her ne kadar mucizevi ve doğal bir mineral olsa da tuzun da zararları mevcuttur. Aşırı tuz tüketimi ve düşük su tüketimi insan vücudunda de-hidrolize sebep olmaktadır. De-hidroliz sonucu vücutta sıvı kayıplarının artması, ciltte, ağız ve dudaklarda nem kaybı ve kuruma, karaciğer fonksiyonlarında bozukluk ve ilerleyen aşamalarda da böbreklerde taş oluşumu gibi sağlık sorunlarına sebep olmaktadır. Yine aynı şekilde atık tuzlu suların büyük arıtma tesislerinde arıtılmadan nehir ve akarsulara karışması buralardaki doğal dengeyi bozmaktadır. Nehir ve akarsulara karışan arıtılmamış tuzlu sular nehir ve akarsuların tuz dengesini bozmakta, canlı çeşitliliğini etkilemekte ve havzalarında tuz kristallerinin birikmesi sonucu toprak ve bitki örtüsünü de kötü yönde etkilemektedir.

Yorum bırakın