BİLİNMEYENLERİYLE ANKARA KALESİ

Anıtkabir, Atakule, Kızılay Meydanı, Ulus Atatürk Anıtı ve tabi ki de Kale. Ankara’nın sembol yapılarından biri olan Ankara Kalesi neredeyse Ankara kadar eski. Bütün heybetiyle şehrin tüm hafızasını tutan kale son yıllarda içinde ve çevresinde yapılan iyileştirme ve restorasyon çalışmaları ile Başkentin en turistik mekanlarından birine dönüştü. Eşsiz manzarası ile harika bir Ankara seyri yaşatan kalenin bilinmeyenlerine biraz da ışık tutmak isterim.

Tam olarak ne zaman ve kimler tarafından inşa edildiği bilinmeyen Ankara Kalesi Ankara’da yazılı tarihin başladığı dönemden beri var. Tahmini olarak MÖ 8. ve 5. Yüzyıllar arası bir dönemde inşa edildiği düşünülmekte. MÖ 2. Yüzyılda Galatlardan Romalıların eline geçen Ankara kent olarak büyümüş ve kalenin dışına taşmıştır. Bu dönemden itibaren birçok savaş gören kale surları dönem dönem tahrip edilmiş ve onarılmıştır. MS 2. Yüzyılda Perslerin saldırıları sonucu tahrip olan kale MS 6. Yüzyılda Bizans döneminde genişletilmiş ve dış surları eklenmiştir. 1071’de Anadolu’nun Türkler tarafından fethi sonucu 1073 yılında Kale Selçukluların eline geçmiştir. 1101 yılında Haçlı Seferlerinde Toulouse hanedanlığı tarafınca ele geçirilen kale 100 yıla yakın Haçlı hakimiyetinde kalmıştır. 13. Yüzyılda tekrar Selçuklu hakimiyetine giren Ankara Kalesi Selçuklular tarafından onarılmıştır. 1832 yılında Kavalalı İbrahim Paşa tarafından tadilattan geçen kale surları ek yapılarak genişletilmiştir. Cumhuriyet döneminde ise kale ve çevresi gecekondu ve kaçak yapılarla dolmuş 2000’lerde başlayan kentsel dönüşüm ve restorasyon projeleri çerçevesinde iç mahallesi ve çevresi restore edilerek turizme açılmıştır.

Kalenin Kaybolan Eserleri

Ortalama 3 bin yıllık tarihi içerisinde Ankara Kalesi birçok değişim geçirmiştir. Yıkılan, tahrip edilen ve yeniden inşa edilen, genişletilen surları kalenin sınırlarını ve çevresini değiştirmiştir. 19. Yüzyılda 3 sur olduğu bilinen kalenin günümüzde en iç surları ayaktadır. Bununla birlikte kale duvarları içerisinde kalenin yapı malzemesiyle alakası olmayan devşirme taşlar da görülmektedir. Bu taşlar ağırlıklı olarak Roma ve Bizans dönemi yapılarından sökülmüş ve kullanılmış taşlar olup kalenin farklı yerlerinde döneme antik dönemlere ait heykel ve tasvir taşları açıkça görülebilmektedir.

Devşirme taş üzerinde AXIVSLEGRPROPR yazıyor
Harp surları devşirme taş olarak sütun parçası kullanılmış
Kale kapısı girişinde bir devşirme taş Latince bir kitabe içeriyor

Kalenin tahribi sadece savaşlar ve istilalarda olmamıştır. Zaman zaman insan eliyle şehirleşme, çevre düzenlemesi ve definecilerin tahripleriyle de kale zarar görmüştür. Bunlardan en çok bilineni Kale Bendidir. Günümüzde Bent Deresi Caddesi üzerinde bulunan bent 1930’lu yıllarda başlayan yol çalışmaları nedeniyle yıkılmıştır. Caddeye ismini veren dere 1920’li yıllarda Ankara halkının en uğrak mesire alanlarından biriydi. Fakat artan sivrisinekler ve sıtma salgını nedeniyle dere kurutulmuş ve yerine otoyol yapılmıştır. Bende dair arkeolojik izlerin hepsi günümüzde asfaltın altındadır.

Bir zamanlar Roma Bendinin olduğu yer

Kalenin kaybolan eserlerinden biri de Surp Haç Ermeni Kilisesidir. 6. Yüzyılda yapılmış olduğu tahmin edilen kerpiçten küçük ve karanlık bu kilise Bizans döneminde Ankara’da yaşayan Ermenilere tahsis edilmiş. Ankara’ya gelen Batılı seyyahların eserlerinde kiliseyle ilgili olarak St. Croix Kilisesi gibi isimlere de ulaşılmıştır. 1800’lü yıllara ait başka bir seyahatnamede ise kilisenin Apostolik Ermenilere ait olduğu ve kilisenin batısında ise Katolik bir rahip olan St. Clemens’in mezarından bahsedilir. Günümüzde bu kiliseye ait hiçbir arkeolojik iz bulunmamaktadır.

Surp Haç Ermeni Katolik Kilisenin günümüzdeki konumu

Gizli Bizans Geçidi

Bizans döneminde kalenin kuzey burcunun olduğu (Akkale olarak da bilinen bu burç Türk Bayrağının dalgalandığı ve bugün ziyarete açık olmayan yerdir) sırtta dereye kadar uzanan bir geçit oyulmuştur. Maksadı ise kuşatma dönemlerinde dereden su sevkiyatı yaparak kale içerisindeki halkın ihtiyacını karşılamak. Basamaklardan oluşan ve yaklaşık 110 metre yükseklikten dereye inen bu tünel günümüzde kullanılmamaktadır. Defineciler tarafından çok kez yağmalanan ve tahrip edilen geçidin girişi açık olup ortalama 10-15 ilerisinde beton duvar mevcuttur. Çıkışı ise bilinmemektedir. Bent Deresi Caddesinde otoyol kenarında bulunan otoparkın istinat duvarının çıkışı kapattığı düşünülmektedir.

Bizans geçidinin girişi
Bizans geçidi aşağıdaki çıkışı otoparkın istinat duvarıyla kapanmış

2. Dünya Savaşı Sığınağı

Türkiye her ne kadar 2. Dünya Savaşına katılmayıp tarafsız kalmışsa da olası bir savaş veya işgal riskine karşı önlem almıştır. Batıdan Almanların, Doğudan Sovyetlerin ve Güneyden İtalyanların olası bir işgali dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün kâbusları olmuştur. Bu risklere karşı Türk Hükümeti Trakya bölgesinde Çakmak Hattı koruganlarını inşa ettirmiş, yine Trakya bölgesinde tren geçitlerinin olduğu köprüleri imha ettirmiş, eli silah tutan erkekleri silah altına almış ve karne sistemiyle ekmek dağıtımına başlamıştır. Bunların yanında ise Ankara Kalesinin altına bir sığınak inşa edilmiştir.

Olası bir işgal, bombardıman veya savaş haline karşı 1941 yılında Alman mühendislere inşa ettirilmiş Ankara Kalesi Sığınağı devlet görevlilerinin ve ordunun komutanlarının barınabilmesi ve savaş koşullarını yönetebilmesi için yapılmıştır. Toplamda 3600 kişiyi barındırabilen sığınağın 3 girişi mevcuttur. Farklı kaynaklarda ise sığınağın Hacı Bayram Veli Camii yakınlarında gizli bir girişi bulunmaktadır. İçerisinde yemekhane, çalışma odaları, mühimmat depoları ve lavabo, duş gibi yaşam üniteleri bulunan sığınakta aynı zamanda jeneratör, su tesisatı, havalandırma ve ısıtma sistemi de bulunmaktadır. 1964 yılına kadar faal olarak hizmet veren sığınak Ankara Garnizonunun mühimmat deposu olarak kullanılmıştır.

Kale Sığınağının A kapısı
kapı zincirli ve kapalı durumda

1964 yılında savaş tehlikesinin ortadan kalkması sonucu kabine kararıyla mülkiyeti Ankara Valiliği’ne devredilmiştir. Düzenli periyodlarla içinin bakım onarım ve yenileme çalışmaları TSK tarafından yapılan sığınak günümüzde terk edilmiş durumdadır. 2022 yılının mart ayında çıkan bir habere göre sığınağın mülkiyeti valilikten Altındağ Belediyesi’ne devredilmiştir. Altındağ Belediyesi de sığınağı restore ederek müzeye çevirme kararı almıştır. Fakat izlenimimiz günümüzde Altındağ Belediyesine ait herhangi bir çalışmanın var olmadığı üzerinedir. 2. Dünya Savaşının Türkiye’deki izlerinden birinin bu denli bir müzeye çevrilme çabası takdire şayandır. Dilerim ki aynı uygulama sayıları bile resmi olarak bilinmeyen Çakmak Hattı Koruganlarına uygulanır.

Sığınağın C Kapısı mühimmat ve malzeme girişi için kullanılıyordu tahminen. Girişin bir kısmı toprak altında kalmış. Tahminen ısıtma sistemine ait bir baca ve içeriye uzanan bir elektrik kablosu mevcut

Yorum bırakın