1836 yılında ilk kez Hariciye Nezaretini kuran Osmanlı Devleti’nin Hariciye kültürünü 1923 yılında kurulan genç ve yeni cumhuriyet devralmıştır. Yeni cumhuriyetin kuruluş vizyonu ve ilkelerine göre kendini şekillendiren Türk Dış Politikası artık tarihinde yeni bir sayfa açmıştır. Bu çalışmada Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün dönemindeki Türk Dış Politikası ele alınmıştır. 1923-1938 yılları arasındaki Türk Dış Politikası ve bu yıllar arasında Türkiye’de uluslararası ilişkiler disiplinine yönelik çalışmalar incelenmektedir.
1923-1938 yılları arasındaki 15 yıllık süreçte Türk Dış Politikası ağırlıklı olarak ülkelerle ikili ilişkiler olarak yürütülmüş ve dış politikada “egemenlik” kavramı üzerinde durulmuştur. Ağırlıklı olarak ikili ilişkilerde Türkiye ve İngiltere ilişkileri ön plana çıkmıştır. Bunun da en büyük sebebi Lozan’da sonuca kavuşturulamayan Musul Sorunu ve Boğazlardaki egemenlik konularıdır. Bununla birlikte Hatay Meselesi aynı şekilde Türkiye’nin Fransa ile ilişkilerinde önemli olaylardan biridir. Türk Dış Politikasında öne çıkan kavramlardan en önemlisi “egemenlik” olmuştur. Dış politikada bağımsızlığın yanında egemenlik kavramı Türkiye Cumhuriyeti’nin sınırları içerisinde Türk hakimiyetinin her konuda vurgulanması ve yabancı devletlerin iç işlerine müdahalesinin engellenmesi üzerinedir. Bu bağlamda ikili ilişkilerde en çok dikkat çeken olay başkentin İstanbul’dan Ankara’ya taşınması olmuştur. Böyle bir uygulamanın gerekliliğini sorgulayan batı devletleri uzunca bir süre başkentin Ankara olmasını tanımamışlardır. Kapitülasyonsuz Türkiye Cumhuriyeti’nin yaklaşık 10 yıl kadar ayakta durabileceğini düşünen batı devletleri olası bir dağılma durumuna karşı İstanbul’u meşru görmüşlerdir. Diplomatik yazışmaların adreslerinde İstanbul ibaresinin Ankara ile değiştirilmemesi üzerine Atatürk tarafından mektupların geri gönderilmesi emri getirilmiştir. Öyle ki “Angora”, “Ancyra” gibi isimlerle gönderilen yazışmalar dahi geri çevrilmiştir. 1930’lu yıllardan itibaren başkentin Ankara olduğunu kabullenilmesi sonrası yabancı elçilikler birer birer Ankara’ya taşınmaya başlanmıştır. Günümüzde Çankaya Köşkünden Ulus Meydanına (eski TBMM) kadar olan Atatürk Bulvarı üzerinde yer alan büyükelçilik kampüsleri Türkiye’nin ilk diplomatik ilişkilere başladığı ülkelere aittir. (Belçika, Avusturya, Almanya, ABD, SSCB, Fransa, Macaristan, Bulgaristan, Mısır, Yugoslavya, Yunanistan, Çekoslovakya, Polonya, İsveç)
Yurtta Sulh, Cihanda Sulh
Atatürk’ün “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” vizyonunu Türk Dış Politikasının temel değeri olarak görmek çok da yanlış değildir. Barışçıl dış politika ve milli egemenlik merkezli tutum Türkiye’nin modernleşme sürecinin olmazsa olmazı olmuştur. Bununla birlikte barışçıl tutumun yanında bölgesel barışçıl girişimlere de zemin hazırlamıştır. Uluslararası arenadaki sorunların barışçıl yollarla çözümünü vurgulayan Kellog-Briand Paktına 1929 yılında katılan Türkiye Yunanistan ile nüfus mübadelesi, Hatay Meselesi, Musul ve Boğazlar sorunlarını diplomatik yöntemlerle çözümleyerek savaş ve sıcak çatışmalardan uzak durmayı tercih etmiştir. Yunanistan ile olan diplomatik ilişkilerde gelişmeler Türkiye2nin başvurusu olmadan davet ile Milletler Cemiyetine katılmasının önünü açmıştır. 1932 yılında Yunanistan ve İspanya’nın daveti üzerine Türkiye Milletler Cemiyetine üye olmuştur. İkili ittifakların 1. Dünya Savaşında kutuplaşma ve askeri iş birliği algısını uyandırdığı bu dönemde Türkiye sadece barışçıl ittifaklara dahil olmuştur. Almanya ve İtalya gibi ülkelerde aşırı siyasal düşüncelerin güç kazanması Türkiye’yi bölgesel ittifaklara itmiştir. Bunun sonucunda Balkan Antantı ve Sadabat Paktı imzalanırken Sovyet Rusya ile de karşılıklı iç işlerine müdahil olmama anlaşmalarına gidilmiştir.
1923-1938 Arası Uİ Çalışmaları
1648 Westpahlia Anlaşması ile başladığı kabul edilen modern ulus devlet ve uluslararası ilişkiler bir disiplin olarak ilke kes David Daves tarafından 1919 yılında Britanya’daki University College of Wales- Aberstwyth ‘de kurulmuştur. Türkiye’de ise Osmanlı döneminde devlet adamı ve bürokrat yetiştirmek amacıyla 1859 yılında kurulan Mekteb-i Mülkiye’de cumhuriyetin kuruluşu itibariyle ders müfredatlarında yer almaya başlamıştır. Cumhuriyetin kuruluşundan 3 yıl sonra Mülkiye’nin müfredadına eklenen uluslararası anlaşmalar, diplomasi gibi dersler Türkiye’de Uİ adına ilk çalışmalar olmuştur. Mekteb-i Mülkiye’nin ismi Atatürk’ün emri ile 1935 yılında Siyasal Bilgiler Okulu olarak değiştirilmiş ve 1938 yılında Ankara’daki yeni binasına taşınmıştır. 1946 yılında Ankara Üniversitesi’nin kurulmasıyla birlikte Siyasal Bilgiler Okulu fakülteye dönüştürülmüş 1956 yılında ise Milletlerarası Politika adlı ilk Uluslararası İlişkiler bölümü faaliyete geçmiştir. 1960 yılında kurulan Uluslararası İlişkiler Enstitüsü Türkiye’de Uİ disiplinindeki akademik çalışmaların başını çekmiştir. Ankara Siyasalın Uİ disiplinindeki tekeli 1970’li yıllarda ODTÜ, Boğaziçi ve İstanbul Üniversitelerinde Uluslararası İlişkiler bölümlerinin açılması ile son bulsa da popülerliğini yitirmemiştir.
Türk Dış Politikası Osmanlı’dan devraldığı Hariciye kültürüyle Atatürk Döneminde en sakin dönemlerinden birini yaşamıştır. Bunun da sebepleri içerisinde yeni kurulmuş genç cumhuriyetin uluslararası arenada milli egemenlik ve bağımsızlığını kanıtlama azminin yanında iç işlerinde karşılaştığı sorunlar ve ekonomik kalkınma çabaları yer almaktadır. Barışçıl ve rasyonel bir dış politika yöneten Türkiye aynı zamanda yayılmacılıktan uzak bir çizgi işlerken başta komşuları olmak üzere hiçbir devletin iç işlerine müdahil olmamış, yabancı devletinde kendi iç işlerine müdahalesine de müsaade etmemiştir. Her ne kadar kurucu kadroları imparatorluğun torunları olsa da Atatürk’ün modern, bağımsız ve milli devlet vizyonu yayılmacı fikirleri bastırmıştır. Sorunlarını savaş yerine diplomasi ile çözebilme anlayışını kadrolarına aşılayabilmiştir.


Yorum bırakın