Sykes-Picot Anlaşmasına göre Ortadoğu Sınırları 1916

Birinci Dünya Savaşının Ortadoğu’yu dizayn eden anlaşması Sykes-Picot’un üzerinden 107 yıl geçti. Tarih kitaplarında çokça yazılan, çokça tartışılan bu gizli anlaşma günümüzdeki Ortadoğu ülkelerinin sınırlarının masa üzerindeki haritada çizilmesi anlaşmasıdır. Ortadoğu’da yaşayan toplumların, etnik, dini ve mezhepsel unsurların asla dikkate alınmadığı anlaşma Fransız ve İngiliz sömürgeciliğinin Ortadoğu’dan çekilmesinin ardından günümüzde bile bitmeyen savaşlara ve çatışmalara sebep olmuştur. Gizli olarak yapılan anlaşmanın ruhunun hala yaşadığı ve belki bir gün tekrardan gözden geçirilebileceği düşünülmektedir.

Sykes-Picot Anlaşması 1916 yılında İngiliz İşgal Kuvvetlerinin Kut’ül-Amare’de Osmanlı Ordusuna karşı aldığı mağlubiyet sonrasında Fransa ve İngiltere’nin arasında yaptığı bir anlaşmadır. Anlaşma gizli olarak yapıldığı gibi Rusya’nın da bilgisi dahilinde yapılmıştır. Amaç Osmanlı’nın Ortadoğu’daki topraklarının Fransız ve İngiliz yönetimi arasında paylaşılmasıdır. Anlaşmaya göre günümüzdeki Irak İngiliz kontrolüne ve Suriye de Fransız kontrolüne geçmiştir. Ayrıca Trabzon, Erzurum, Ardahan ve Kars’ı da içine alan bölge Rusya’ya tahsis edilecektir. Filistin’in kutsal bir ibadet yeri olmasından dolayı uluslararası bir yönetime tahsis edilmesi ve İskenderun Limanı’nın da serbest liman olması anlaşmanın diğer maddelerindendir.

Anlaşmaya Sykes-Picot denmesinin sebebi ise imzalayan iki kişinin soyadları olmasıdır. Dönemin Britanya Savaş Bakanı Lord Kitchener’ın Ortadoğu’dan sorumlu danışmanı olan Mark Sykes aynı zamanda asker kökenli bir milletvekilidir. 1915’te Fransa’nın Londra Büyükelçiliğine siyasi danışman olarak atanan François George-Picot ise daha önce Fransa’nın Beyrut’taki elçiliğinde görev yapmış, Ortadoğu konusunda deneyimli bir diplomattır. 1917 yılında Rusya’daki Ekim Devriminin ardından Rusya’nın daha önce yaptığı tüm gizli anlaşmalar ortaya dökülmüştür. Sykes-Picot Anlaşması da böylelikle açığa çıkmıştır. Lev Troçki anlaşmanın bir kopyasında 24 Kasım 1917’de gazetede yayınlayarak tüm Dünyanın gizli anlaşmadan haberdar olmasını sağlamıştır. Böylelikle Rusya da toprak paylaşımından ve anlaşmadaki hakkından çekilmiştir.

Mark Sykes ve François George-Picot

Hatay ve Musul Meseleleri

Hatay ve Musul Meseleleri Türkiye Cumhuriyeti’nin milli meseleleri olup Lozan görüşmelerinde bir hayli yer tutmuşlardır. Musul Meselesinin Lozan’ın diğer paydaşlarının yanı sıra Türkiye ve Britanya arasında bir sorun olmasından dolayı Lozan Anlaşması çerçevesinde değerlendirilmemiştir. Türkiye Musul’daki egemenlik hakkını daha sonra Musul petrolünden düzenli gelir elde edecek bir şekilde sonuca kavuşturmuştur. Hatay Meselesi ise daha farklı işlemiştir. Fransa denetimindeki İskenderun Sancağı özerk bir cumhuriyet olmuştur. 1939 yılında yaptığı referandum ise Türkiye’ye katılmayı tercih etmiş ve Fransız yönetimindeki Suriye’den ayrılarak Türkiye Cumhuriyeti’nin bir parçası olmuştur.

Peki Hatay Meselesinin çözümü sancağın ülkeye bağlanması ile sonuçlanırken Musul Meselesinde neden aynı başarı sağlanamamıştır?

Bu sorunun cevabı Fransız ve İngiliz mandacılığının farklı olmasıdır. Britanya bir monarşi iken Fransa milli bir cumhuriyettir. İngiliz mandacılığında kraliyet ailesi tarafından ilgili sömürge ülkeye bir lord atanır ve oranın valisi olarak devleti yönetir. Fakat Fransa’nın milli bir cumhuriyet olması sömürge ülkelerinde bir vali atamasındansa bir parlamento kurma ve devleti Fransız gözetiminde demokratik bir şekilde yönetme sistemiyle karşımıza çıkar. Musul Meselesinde Türkiye’nin egemenlik talebinin karşılığı Britanya ile savaşmakla çözülebilirdi. Fakat Hatay Meselesinde karşıdaki muhatabın demokratik bir sömürge cumhuriyeti olması Hatay’ın özerk yönetim olmasına ve daha sonra da referandum ile Türkiye’ye katılmasına olanak vermiştir.

21. Yüzyılda Yaşayan Sykes-Picot

Sykes-Picot Anlaşması sonucu sınırları çizilen Ortadoğu sömürgeci ülkelerin çekilmesinin ardından hiç bitmeyecek bir çatışma ve savaş ortamına dönüşmüştür. Sömürgeciliğin sonsuza dek süreceği düşüncesinin hâkim olduğu bir ortamda yapılan anlaşma düşünüldüğü gibi olmamıştır. 1950’li yıllarda İkinci Dünya Savaşının yarattığı büyük yıkımla tekrardan toparlanmaya çalışan Avrupalı güçler Dünyanın geri kalanındaki sömürgelerini idare ve finanse edemez duruma düştüler. Yavaş yavaş sömürge ülkelerinden idareci ve askeri mevcudiyetlerini çekerelerken yerlerine yeni hanedanlar ya da cumhuriyetler gelmeye başlamıştır. Ortadoğu’nun 1916 yılındaki bu dizaynında bölgede yaşayan halkların din, mezhep, etnik ve kültürel olarak ayrımı yapılmamış, sınırlar çizilirken dikkate alınmamıştır. Bu yüzden günümüzde Irak Kürt, Şii ve Sünni olarak üç parçadır. Suriye ise daha kozmopolit bir yapıya sahiptir. 2000’lerin başında Irak’ta yaşanan savaş ve 2010’da başlayan Arap Baharı sonucu Suriye’de yaşanan iç savaş Sykes-Picot Anlaşmasının etki-tepki sonuçlarıdır.

Sykes-Picot her ne kadar günümüzde geçerliliğini kaybetmiş ve tarih kitaplarına girmiş olsa da ruhu halen yaşamaktadır. 2009 yılında dönemin İngiliz Dışişleri Bakanı David Miliband’ın Fransız mevkidaşına yönelttiği “Suriye’de bir istikrarsızlaştırma süreci planlıyoruz. Katılır mısınız?” sorusu Sykes-Picot’un yaşayan ruhudur. Bu soruyu olumsuz olarak yanıtlayan Fransa ise 2009 yılından itibaren 1 sene içerisinde Suriye’deki tüm yatırımlarını çekmiştir. Anlaşılan günümüzde Afrika’daki eski sömürgeleriyle bile başı dertte olan Fransa Ortadoğu’ya girerek yeni bir risk almak istememiş.  

Yorum bırakın