YÜZYIL MISIR EKONOMİ-POLİTİĞİNİN DÖNÜŞÜMÜ: KAVALALI MEHMET ALİ PAŞA DÖNEMİ

Modern Mısır’ın temellerinin 19. Yüzyılda atılmaya başlandığı tarihçiler tarafından kabul edilen bir olgudur. Bu temellerin atılmasında ise yaklaşık yarım asıra yakındır ülkeyi yöneten Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın etkisi görülmektedir. Osmanlı yönetimine ayaklanmış, gerçekleştirdiği reformları ile ekonomik tekeli eline almış ve kurduğu modern orduyla birlikte hanedanını kendi ailesinin soyuna bağlamıştır. Kavalalı’nın hayatı ve Mısır’da kurduğu yönetim Mısır’ın ekonomik modelini, eğitim ve askeri altyapısını öyle değiştirmiştir ki 1950’li yıllardan sonra başlayacak bir dizi siyasi ve askeri sorunlara kadar ülkeyi adeta bıraktığı mirasla mezarından yönetmiştir. İşte 19. Yüzyılda Mehmet Ali Paşa’nın Mısır’ı dönüştürdüğü tablo.

Mehmet Ali Paşa 1769 (Hicri 1184) yılında Osmanlı’nın Kavala kentinde doğmuştur. Kendisinin Arnavut kökenli olduğuna dair iddialar bulunsa da aslında aile kökeninin Orta Anadolu, Konya Ovası’nda geldiği bilinmektedir. Orta Anadolu’ya da Doğu Anadolu’dan gelmiş Kürt kökenli bir ailedendir. Annesini çocuk yaşta, babasını da yirmili yaşlarında kaybeden Mehmet Ali gençlik yıllarından çok hoşlanmadığını kendi hatıralarında belirtmiştir. Baba mesleği olan tüccarlıkla geçinen Mehmet Ali 17 yaşında Emine ile evlenir ve üç çocuk sahibi olur. 18 yaşında da askere yazılarak onbaşı olur ve vergi denetimi yapar. Kural tanımaz ve kavgacı bir özelliğe sahip olmasından dolayı dayısının başına bela olan Mehmet Ali 1801 yılında Mısır’a dayısının aracılığıyla asker olarak gider. Fransa’nın Mısır’a saldırması sonrasında 4000 kişilik ordu toplayan Osmanlı Kavala Kadısından başı bozuklardan oluşan 300 kişilik bir ordu kurmasını ister. Çoğunluğu Arnavutlardan oluşan bu ordunun başına da onbaşı rütbesiyle geçer. Arnavutlarla iyi anlaşıyor olması birçok tarihçinin kendisinin Arnavut kökenli olduğunu iddia etmesine sebep olmuştur. Mısır’a doğru yola çıkan Mehmet Ali bir daha asla Kavala’yı tekrardan göremeyecek ve ileride valisi olacağı Mısır’da savaşacaktır.

Mısır’daki savaş yıllarında 4000 kişilik ordunun başına getirilen Mehmet Ali Paşa Fransızlardan çok fazla savaş tekniği edinecektir. Öyle ki ileride Mısır’da yapacağı askeri reformlarda Fransız uzmanları Mısır’a davet edecek ve Fransız ekolünü benimseyecektir. Fransız işgali sonrası Mısır hem idari hem de askeri olarak bozulmuş bir durumdadır. Memlük beylerinin kafalarına göre hareketleri, yolsuzluklar ve ekonomik sorunlarla baş etmeye çalışan Mısır’da Mehmet Ali Paşa askeri zekasını kullanarak yönetimi ele geçirmeyi hedeflemiştir. Kendinden önce vali olarak atanmış ve bir ömür kendisine düşmanlık besleyecek olan Hüsrev Paşa’yı görevinden indirtmiş ve büyük halk desteği bulmuştur. Mısır’a vali olarak gönderilen Hurşid Paşa’yı da atlatarak valiliği ele geçirmiştir. Fransız işgalinin 1801’de sona ermesi üzerine 1805 yılında Mehmet Ali Paşa Mısır’a resmi olarak vali atanmıştır. Valiliği ele geçirdikten sonra ailesini ve ailesinin doğrudan ve dolaylı yolarlardan akrabası olan herkesi Mısır’a getirtmiş ve herkesi devlette önemli mevkilere atamıştır. Böylelikle 43 yıl sürecek olan Mısır Valiliği kariyeri başlamıştır.

Reformist bir devlet adamı olarak tanına Mehmet Ali Paşa kendi valilik döneminde kurdurduğu sayısız eğitim kurumu, fabrika ve askeri güç ile Fransız işgali sonrası yıpranmış bir ülkeyi adeta yeniden inşa etmiştir. Ancak Kavalalı’nın istediği şey sadece Mısır’ı yönetmek değildi. Mısır’ın Arap halkında da çok fazla hoşlanmamaktaydı. Valiliğinin son yıllarına doğru Mısırlı Araplara fazlasıyla zulmettiğini kabullenen Paşa daha sonra halkını benimsemeye bile başlamıştır. Devlet otoritesinde ve bürokrasisinde, eğitim ve askeri alanlarda görev yapan yetiştirilen herkes genellikle Türk, Çerkez, Kürt ve Gürcü’ydü. Mısırlı Araplar sadece işgücü ve asker olarak kullanılıyordu. Osmanlı tebaasındaki bir gayrimüslim bile bürokraside yer edinebilirken Mısırlı bir Arap bu imkanların hiçbirinden faydalanamıyordu. Öyle ki Paşa’nın tercümanlığını yapan dört dil bilen Boğos Paşa da bir Ermeni’ydi. Mısırlı Arapların eğitim ve devlet kadrolarından mahrum bırakılması Mısır’da başlayabilecek olası bir Arap milliyetçiliğinin önüne geçmeyi hedeflemekteydi. Böyle bir senaryo Paşa’nın otoritesine zarar verecekti. Oluşturduğu Osmanlı-Mısır elitleri ülkenin idaresinden sorumluydular. Paşa’nın amacı belliydi. Osmanlı-Mısır eliti adı verilen seçkin bir Türk ve Memlük karışımı yönetici bir sınıf ve İstanbul’un karşısında güçlü bir otorite kurmak. Böylelikle yapacağı reformları yukarıdan tabana olacak şekilde hayata geçirmiş ve Mısır’ı sosyo-kültürel ve ekonomi-politik alanlarında dönüştürmüştür.

Mehmet Ali Paşa her ne kadar İstanbul’a Karşı bir otorite kursa da Mısır içerisinde de otoritesini sağlamlaştırmıştır. Paşa kurduğu devlet otoritesinde egemenliğini tehdit edebilecek bir hanedan mensubu bulunmamaktaydı. Bunun önüne kurduğu sistematik bir idare yöntemiyle geçebilmiştir. Devlet yönetiminde Paşa’nın hanedanından gelen kişiler askeri ve sivil görevlerinde uzun süre faaliyet gösteremiyorlardı. Yönetici zümre uzun süre aynı görevi yerine getiremiyordu. Bir dönem yöneticilik yapmış bir kişi devamında bir komutanlığa veya başka bir bölge yöneticiliğine atanıyordu. Böylelikle hanedan mensubu kişilerin uzun süre aynı yerlerde görev yapmasından doğabilecek bölgesel nüfuz ve ileride gerçekleşebilecek hane içi taht kavgalarının önüne geçiliyordu. Valiliğinin son yıllarında Mehmet Ali’nin en büyük kaygısı ailesi ile yarattığı yönetici sınıfın ne olacağıydı. Bunun için İstanbul’dan valilik makamının kendi ailesinden devam etmesini istemiştir. İstanbul’un bir takım vergi ve askeri diretmelerine karşı bu isteği kabul edilmiştir. Paşa aynı zamanda Mısır içinde kendisi için tehdit unsuru sayılabilecek kişileri de izlemiştir. En güvendiği nazırı olan Lazoğlu’na bir istihbarat örgütü kurdurtmuş ve Mısır’ın Osmanlı elitlerini dinlettirmiştir.

Ekonomiden Orduya, Eğitimden Bürokrasiye Reformlar Dönemi

Mehmet Ali Paşa’nın Mısır’ın modernleşmesi sürecinde ilk reformlarını başlattığı alan vergilendirme sistemidir. 1812-1814 yılları arasında başlattığı değişimle Mısır’daki iltizam sistemini ortadan kaldırmıştır. Mısır’ın köylüleri olan fellahlar bu yeni sistem içerisinde haksız ve ağır vergiler toplayan mültezimlere değil, direkt Kahire’de Paşa tarafından görevlendirilmiş memurlara vergi ödeyeceklerdi. Bu hamle devlet gelirlerini arttırmakla birlikte mültezimlerin de tasfiyesini sağlamıştır. Böylelikle Mehmet Ali Paşa ileride kendisine rakip olabilecek maddi gücü olan bir sınıfın ortadan kalkmasını sağlamıştır.

Yine Memlük beylerine ait loncaları merkezi bir teşkilata bağlaması ve Mısır içerisinde bölgelere sorumlular ataması da bürokraside gerçekleştirdiği reformlardandır. Vergi düzenlemeleri ile merkezi otoritenin gelirlerini arttırmayı hedefleyen Paşa bu gelirler ile altyapı yatırımları yaparak tarım ve üretim tesislerini kurmuştur. Her ne kadar Paşa’nın vefatından sonra fabrika üretimleri ve tarımsal faaliyetler bozulsa da bürokraside gerçekleştirdiği devrimler uzun yıllar bozulmadan işlemeye devam etmiştir.

Paşa’nın ekonomi ve üretim alanındaki reformlarında ise göze çarpan politika tekel ekonomisidir. Paşa kurduğu sistemden tacirlerin direkt köylülerden ürün almasını yasaklamıştır. 1811 yılına gelindiğinde Yukarı Mısır’ın bütün tahıl satışı tekele bağlanmıştı artık. Bir sonraki yıl bu tekel ilk olarak şeker pancarına sonra da Mısır’da üretilen ve para getirisi olan tüm ürünlere kadar genişlemiştir. Ürünleri merkezi otorite köylülerden sabit fiyatla alıyor ve tacirlere satıyordu. Böylelikle merkezi otorite yüksek gelirler sağlamış oluyordu. Tarımsal üretimden artı değerin devletin elinde toplanması sağlanıyordu. Ekonomik reformları içerisinde Nil Nehri üzerinden açtırdığı sulama kanalları ve barajlar da büyük reformlarından biri sayılabilir. Ülkenin tarımsal üretim potansiyelinin genişlemesini sağlayan bu altyapı yatırımları aynı zamanda Mısır’da ürün çeşitliliğini de arttırmış oldu. Fransız işgali döneminde Fransızların amacı Mısır’ı tahıl üretimi için kullanmaktı. Fakat Mehmet Ali Paşa sayesinde Mısır’a ilke defa yeni tarımsal ürünler yetiştirilmeye başlandı. İlk kez limon ve zeytin üretimine başlanmıştı. Bu ürün çeşitliliğinde göze en çok çarpan şey ise uzun elyaflı pamuktur. Fransızların Jumel ismini verdikleri bu pamuk tekstil sanayi için son derece önemli bir kaynaktı. Bu pamuk uzun elyaflı özelliğe sahiptir ve Fransa’dan getirilmiştir. Tarımına başlandıktan sonra kırsalda üretimin artmasına yol açmıştır. Ülkede kurulacak dokuma fabrikaları ile sanayi üretimi de canlanacaktı. İngilizlerin bu pamuğa olan ilgisi ve talebi sayesinde İngiltere Mısır’la pamuk ticaretine başlamış böylelikle de Mısır ekonomisi ilk kez kapitalizm ile buluşmuştur. Bu buluşma ilerleyen yıllarda İngilizlerin Osmanlı ile yapacağı bir ticaret anlaşması ile tekelciliği sonunu getirecekti.

Mehmet Ali Paşa’nın kurduğu tekel sistemi bir süre sonra yara almaya başlamıştır. Bunun en büyük sebebi Paşa’nın elinde olmayan sebeplerden kaynaklı ticaret anlaşmalarının tekel sisteminde gelirleri düşürmesidir. Osmanlı İmparatorluğu’nun İngiltere ile imzaladığı ticaret anlaşması sonucu tekel sistemi Mısır’da işlevsiz hale gelmiştir. 1838 yılında imzalanan serbest ticaret anlaşması 1841 yılı itibariyle Mısır Eyaletinde de yürürlüğe girmiştir. Bu anlaşmaya göre Osmanlı topraklarında tekelcilik yasaklanmış ve İngiltere ve Osmanlı Devleti arasında düşük gümrük vergili ticaret uygulanmaya başlanmıştır. Böylelikle Mehmet Ali Paşa askeri ve siyasi otoritesini en iyi güçlendiren faktörü olan ekonomik gelirlerini ciddi oranda kaybetmiştir.

Sanayi reformlarındaki en büyük paylardan biri de askeri fabrikalardı. İskenderiye ve Kahire’de kurulan askeri fabrikalarda üretilen top ve tüfekler ve kurulan tersanede üretilen donanma gemileri Mısır ordusu yararına çalışıyordu. Fabrikalarda çalışan halk ise fellahlardı. Mısır halkı tarımdan tekstil sanayine, askeriyeden fabrikalara kadar her türlü üretim sürecinde işçi olarak çalıştırılıyordu. Üretimin örgütlenmesi içinse yurt dışından uzmanlar getirilmekteydi. Belli bir süre sonra Avrupa’da eğitim görmüş Osmanlı-Mısır eliti tabakadan insanlar bu yabancı uzmanların yerini alacaklardı. 1820’de seri üretime geçebilen silah fabrikasını 1832 yılında ilk donanmanın kurulması takip etmiştir. Mehmet Ali Paşa’nın bu girişimi kendisine Osmanlı tarihinde ordu-endüstri iş birliğinde bir sanayileşme kompleksi kurmuş ilk yerel yönetici unvanı kazandırmıştır. 

Mısır’da kurulan fabrikalar aslında ülkede büyük bir sanayileşme hamlesi başlatmaktan çok kurulması planlanan disiplinli ordunun ihtiyaçlarını karşılamaya yöneliktir. Kurulan tekstil atölyeleri askerlerin üniforma ihtiyacını karşılamak için çalışmıştır. Kurulan silah fabrikaları ile tersaneler de ordunun tüfek ve donanma ihtiyacına hizmet etmişlerdir. Bütün Mısır halkı için zorunlu askerlik sistemini hayata geçirilmiştir. Ülkenin çeşitli yerlerinde kamplar ve kışlalar inşa edilmiştir. Bu askerleri eğitecek subay ihtiyacını karşılamak için de askeri bir okul açılmıştır. Askerlere silah ve savaş teknikleri üzerine eğitimler verilmiştir. Fakat bu uygulama Mısır köylüleri arasında tepkiye ve hatta isyanlara bile sebep olmuştur. İsyanlar bastırılsa da askere gitmemek için kendini sakatlayan köylülerin varlığı bilinmektedir. İlk başta planlanan askerlik sisteminde askerlik süresi üç yıl olarak düşünülmüştür. Askerliğini tamamlayan köylülere de askerliğini tamamladığına dair mühürlü bir tezkere verilecekti. Fakat planlanan sistem sanıldığı kadar yerinde işlememiş ve bu köylülere ömürleri boyunca askerlik yaptırılmıştır. 1830’lu yıllara gelindiğinde Mısır ordusu 130.000 kişiye ulaşmıştır. Bu sayı 5 milyon nüfuslu Mısır için küçümsenecek bir rakam değildir.

Fakat daha da önemlisi bin yıldır ilk kez Mısırlı köylüler asker olarak orduda yer alıyorlardı. Ordunun komuta ve eğitiminden de Türk subayları sorumluydu. Askerlerin Arapça subay ve yöneticilerin Türkçe konuştuğu bu orduda Mehmet Ali Paşa olası bir isyan ve güvenlik zafiyetlerini en aza indirebilmişti. Bununla ilgili olarak kendisi “Ben Mısır’da, İngilizlerin Hindistan’da yaptığından farklı bir şey yapmadım. Onlar Hintlilerden kurdukları ordunun komutasını İngiliz subaylara vermişlerdi; ben de Türk subayların komutası altında Araplardan bir ordu kurdum… Türk daha iyi subay olur; çünkü yönetmeye ehli olduğunu bilir. Oysa Arap, Türkün bu bakımdan kendisinden daha iyi olduğu hissiyatına sahiptir.” diyerek kurduğu orduyu İngilizlerin yöntemiyle karşılaştırmıştır.

Mısır’da 1821 yılında açılan Askeri Okulun yanında 1825 yılında da Harp Okulu açılmıştır. Okullarda askerlik eğitimi yanında aritmetik, geometri ve yabancı diller gibi dersler de okutulmaktaydı. Öğrencilerin neredeyse hepsi Türk, Çerkez, Kürt ve Gürcü kökenliydi. Mısırlı Arapların hiçbiri bu eğitimlerden faydalanamıyordu. Batı tarzı eğitimi Mısır’a yerleştirmek amacıyla 1809 yılında Avrupa’ya ilke defa öğrenciler gönderilmeye başlanmıştır. Öğrenciler ilk olarak İtalya’ya gönderiliyorlardı. Fakat İtalyan eğitim kurumlarının tutuculuğu ve modernlikten uzak kalması nedeniyle daha sonrasında İngiltere ve Fransa’ya öğrenciler gönderilmeye başlanmıştır. Bu süreç 1820’lerde daha da artmıştır. Öğrenci gönderilesinin amacı Batılı eğitim almış, donanımlı kitlelere olan ihtiyaçtı. Bu öğrenciler Mısır’a geri döndüklerinde ülkede modern eğitim veren okulların açılmasının da öncüleri olacaklardı. Hem de Batı tarzında eğitimler vereceklerdi. Askeri alanda teknik eleman açığını kapatmak için gönderilen bu öğrenciler Batı fikirlerinin Mısır’a taşınmasını da sağlayarak entelektüel hayatın canlanmasını da sağlamışlardır. Gönderilen öğrencilerin çok büyük bir kısmı Türkler ve Osmanlı tebaasındaki insanlar olurken Mısırlıların sayısı yok denecek kadar azdı. 19. Yüzyılda Mısır’da kurulan aydınlıkçı bir hareket olan Nehda ilk defa yurt dışına gönderilen bir öğrenci olan Rıfaa et- Tahtavi tarafından kurulmuştur.

Mısır’ın entelektüel dönüşüm sadece açılan okullar ve yurt dışına gönderilen öğrenciler sayesinde olmamıştır. 1822 yılında ilk matbaanın Mısır’da kurulmasıyla entelektüel hayatta bir canlanma yaşanmıştır. Batılı fikirlerin Osmanlı-Mısır elitlerine ulaştırılması açısından büyük önem taşıyan matbaa Bulak’ta bir basımevinde hayata geçirilmiştir. İlk basılan eserler genellikle askeri kitaplar olmuştur. 1842 yılına kadar büyük çoğunluğu Kahire’de Avrupa kitaplarından çevrilmiş olan 243 kitap basılmıştır. Bu kitapların yarısından fazlası Türkçedir. Matematik, uygulamaları bilimler denizcilik ve askeri strateji üzerine olan kitaplar Türkçeye çevrilirken; ziraat, tıp ve veterinerlik gibi alanlardaki kitaplar Arapçaya çevrilmiştir. Yine çok az da olsa basılan tarih kitaplarının tamamı Türkçeye çevrilmiş eserlerdir.  Bu uygulama Mısır toplumunda Kavalalı zamanında yaratılmak istenen Osmanlı-Mısır elitleri ile Mısırlı Araplar arasındaki toplumsal görev ayrımını çok açık bir şekilde göstermektedir. Kitapların yanı sıra Vekay-i Mısriye adlı bir gazete de 1828 yılında basılmaya başlandı. Mehmet Ali’nin kararlarını yeni kanun ve düzenlemeleri basan bu gazete Mısır’ın ilk gazetesi olmuştur.

Paşa’nın Son Zamanları ve Mısır

Ordudan eğitime, tarımdan bürokrasiye kadar yapmış olduğu onlarca yenilikten sonra Mehmet Ali Paşa artık eskisi kadar dinç değildir. Sağlığındaki kötüleşmeler ile Paşa son yıllarını ülkesinin insanlarının refahını arttırma ve Mısır’ın dış ilişkilerini daha da iyileştirme gibi konulara harcamıştır. Son aylarına doğru sağlık durumu iyice kötüleşen Mehmet Ali Paşa tam anlamıyla bunamıştır. Çin’i fethetmek ya da Fransa’ya askeri sefer düzenleyip arkadaşını başa getirmek gibi çılgın projeler düşünür olmuştur. 1848 yılında İstanbul tarafından Kavalının torunu Abbas Mısır’a vali olarak atanır. Ağustos 1849’da da Mehmet Ali 79 yaşında vefat eder. Naaşı İskenderiye’deki vefat ettiği sarayından alınır ve Nil Nehri üzerinden Kahire’ye götürülür. Burada kendi adına yaptırılmış olan caminin avlusunda defnedilir.

43 yıl boyunca hükümdarlığını yaptığı Mısır’ı bürokrasi, ekonomi ve askeri olarak dizayn eden Mehmet Ali Paşa 19. Yüzyıl Doğu Akdeniz ve Ortadoğu tarihinde önemli bir figür olmuştur. Kendi soyundan gelen Osmanlı-Mısır elitleri 1952’ye kadar Mısır’da hanedanda kalmışlardır. Uyguladığı politikalar ve reformlar ile Mısır’ı bölgede bir süper güç yapmıştır. Kavalalı’nın ölümü sonrası Mısır’da kurulan ekonomik ve askeri sistem bozulmuş ve Mısır giderek İngiltere’nin bir sömürgesi olmaya yönelmiştir. Osmanlı-Mısır elitlerinin yönetimden elini çekmesi sonucunda daha önce eğitim, askeri ve bürokrasi alanlarında bir deneyime ve geleneğe sahip olmamış Mısırlı Arap toplumu demokrasi kurma ve sürdürebilme konusunda yetersiz kalmışlardır. Tarihinde cumhurbaşkanına suikastlar, ihtilaller ve savaşlar yaşamış olan Mısır 21. Yüzyıla geldiğinde diktatör rejimine karşı ayaklanmış ve iki ihtilal daha geçirmiştir. 2011’de başlayan Arap Baharı hareketlerinden de görebileceğimiz Mısır günümüzde 2 asır önceki görkemli ve sistemli yapısından günümüzde çok uzaktadır.

#Mısır #Kavalalı #MehmetAliPaşa #Osmanlı #19.yüzyıl #ekonomipolitik #uluslararasıilişkiler

Yorum bırakın