Almanya, Prusya, Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu. Kavimler Göçü sonrası günümüz Avrupa’sının orta kuzeyine konumlanmış Cermen kavminin tarih sahnesinde kurdukları devletler 2. Dünya Savaşı sonrasında Doğu Almanya ve Batı Almanya olarak ikiye ayrılmış ve 1991 yılına kadar Avrupa’da Soğuk Savaşın sembolü haline gelmiştir. Berlin Duvarının yıkılışı, Sovyetler Birliğinin dağılması ve Soğuk Savaşın sona ermesiyle Almanya birliğini sağlamış ve günümüzdeki Almanya Federal Cumhuriyeti kurulmuştur. Cermen kavminin jeopolitik konumu itibariyle Katolikler, Protestanlar, Slavlar ve Latinler gibi birçok mezhepsel ve etnik unsurla komşu olmaları onlara yaşadıkları coğrafyada farklı jeopolitik tavırlara itmiştir. İşte MittelEuropa’dan Ostpolitik’e Alman Jeopolitiği.
MittelEuropa
Türkçesi ile “Orta Avrupa” anlamına gelen MittelEuropa Alman tarihinde ve politikasında yer alan Almansı yani Cermen coğrafyasına bir atıftır. Kökeni günümüzdeki Almanya, Avusturya, İsviçre merkezli olup Çek Cumhuriyeti, Slovakya, Macaristan ve hatta Ukrayna üzerinden Kırım’a kadar uzanan bir coğrafyayı temsil etmektedir. Nedeni ise bu coğrafyalarda Cermen kavminin yaşamış ve iz bırakmış olmasıdır. MittelEuropa kavramı birçok stratejiste göre NAZİ Almanya’sında Nasyonal Sosyalistlerin askeri ilerleme planıdır. Bu çağrışım Almanya’nın 2. Dünya Savaşındaki Pan-Cermenizm yani Alman soylularını tek devlet altında birleştirme arzusudur. Almanya’nın Şansölyeliğini eline geçiren Adolf Hitlerin ilk olarak komşu ülkesi Çekoslovakya’yı işgal etmesi de bunun bir göstergesidir.
2. Dünya Savaşından Ostpolitik’e
Şüphesiz ki 1. ve 2. Dünya Savaşlarından en büyük kayıpla çıkan ülke Almanya olmuştur. 1. Dünya Savaşında özellikle Batı Cephesinde çok büyük kayıplar vermiş, Versailles Anlaşması ile de çok büyük toprak kayıpları yaşamıştır. Ülkede savaş tazminatları nedeniyle artan enflasyon Alman toplumunda bir infiale yol açmış ve ülkeyi savaşa götüren sol, sosyal demokrat siyasetçilere karşı Alman milliyetçiliği ve özellikle Nasyonal Sosyalizm denen aşırı sağın güçlenmesine neden olmuştur. Aşırı sağın ülkede kontrol edilemez yükselişi onu iktidara taşıdığı gibi yeni bir uluslararası savaşın da gebesi olmuştur. Atom bombası gibi korkunç silahların kullanıldığı 2. Dünya Savaşı ilkine göre neredeyse 3 kat daha fazla insanın ölümüne yol açmış ve küresel siyaseti de şekillendirmiştir. Dünya genelinde Britanya merkezli hegemonyayı sonlandırırken yeni bir hegemonya olan ABD Avrupa’nın yeni inşası için üstlenici rolü oynamıştır. Trumann Doktrini ve Marshall Planı gibi yaptırımlar Batı Avrupa’yı yeniden inşa etme ve barışçıl bir ortamda ABD kontrollü silahlandırma karşılarındaki Sovyet ve sosyalist yeni düşmana karşın sahneye çıkmıştır.
Federal ve Demokratik Cumhuriyetler olarak ikiye bölünen Almanya ülke genelinde beliren ABD ve Batı etkisine karşı yeni bir politika geliştirmesi gerektiğini fark ettiğinde önümüze yeni bir Cermen terimi gelmiştir: Ostpolitik. Türkçesi ile “Doğu Politikası” anlamına gelen Ostpolitik 1967 yılında Almanya Şansölyesi Willy Brand’ın ülkeyi ABD etkisinden biraz da olsa kurtarma ve Almanya’nın dış politikada kendi karar alabileceğini gösterme amacı gütmektedir. Batı Almanya’nın doğuya açılma politikasında 3 ana unsur politikanın ayağı olmuştur. Bunlardan ilki Varşova Paktı ile iyi ilişkiler kurma. Bunun ilk adımını 1970’te Batı Almanya ve Polonya arasında sınır anlaşması yapılmış daha sonra bu anlaşmaları Çekoslovakya ve Doğu Almanya ile yapılan sınır anlaşmaları takip etmiştir. Bir diğer ayağını ise Sovyetler Birliği ile doğrudan ilişkiler kurmadır. Ağustos 1979’da Sovyetler ile doğrudan diyaloğa geçen Batı Almanya Eston kökenli Andreas Meyer-Landrut’u Sovyetler Birliğine büyükelçi olarak atamıştır. Andreas Meyer-Landrut’un torunu ise 2010 Eurovision Şarkı Yarışmasında Almanya’ya yıllar sonra birincilik getirmiştir. Politikanın üçüncü ayağı ise Doğu Almanya’yı ayrı bir birim olarak tanımadan karşılıklı anlaşmalar imzalamaktır. Tabi ki bu anlaşmalar geçici anlaşmalar olmuştur ve Ostpolitik 1991’de Almanya’nın doğu ve batısının birleşmesiyle başarıya kavuşmuştur.
Almanya’nın birleşmesi Ostpolitiğin bir başarısı mıdır bunun üzerine düşünülebilir fakat gerçek şu ki 2. Dünya Savaşı sonrası Almanya’ya Batının da Doğunun da yaptırımı ağır olmuştur. Tasfiye edilen ordusu nedeniyle Batı Almanya NATO’ya ihtiyaç duymuş ve ABD merkezli yeni Batı Bloğunun bir parçası olmak zorunda kalmıştır. Güneyindeki tarafsız ülkelerle beraber kuzeyini ve batısını NATO ile güvence altına almıştır. 1950’li yıllardaki ağır sanayi ve üretim hamleleri ekonomik olarak elini güçlendirince doğal olarak dış politikasında da bağımsızlığa ihtiyaç duymuştur. Ekonomik gücü dış politikada kullanamazsanız bir geçerliliği yoktur. Bu bağlamda 1. ve 2. Dünya Savaşlarında Almanya’nın yenildiğini söyleyebilirsiniz. Ama unutmamak gerekir ki İskandinavya’dan Türkiye’ye Alman menşeili malları Alman üretimi tırlar taşır. Ve bu ürünlerin ticareti EuroZone içerisinde en baskın güce sahip DeutschesBank’a ait Eurolar tarafından yapılır.


Yorum bırakın