100 YILLIK CUMHURİYETİN ULUSLARARASI İLİŞKİLERDEKİ SİGORTASI: DENGE POLİTİKASI

7 Ekim 2023’te Hamas Terör Örgütü İsrail’e karşı taarruz başlattı. İsrail İstihbaratındaki ve ordusundaki zafiyetleri akla getiren bu olay karşısında Dünya kamuoyu taraflar arasında bölünmeye başladı. ABD ve Avrupa ülkeleri ile Hindistan İsrail’e destekleriniz açıklarken Rusya, Çin ve İran Hamas yerine Filistin’e desteğini açıklayarak İsrail’i abartılmış güç kullanmakla suçladı. Bölgedeki bir başka ülke ise iki tarafa da desteğini açıklamayarak olayların demokratik bir barış ortamında yatıştırılmasından yana olduğunu ifade etti: Türkiye. İşte 100 yaşını kutlayan Türkiye Cumhuriyeti’nin jeopolitiğinde adeta bir “sigorta” görevi kuran Denge Politikasının dünü ve bugünü.

1800’lü yıllarda başlayan Türk Hariciye Kültürü Osmanlı İmparatorluğu’nun 19. ve 20. Yüzyıllardaki Avrupa devletlerinin çıkar çatışmalarında hayatta kalma formülü olarak denge politikasına başvurmayı tercih etmiştir. Cumhuriyetin kuruluşu ile birlikte kendini demokrat, laik ve Batılı bir misyona atayan genç ve modern Türkiye Cumhuriyeti dış politikasında milli menfaatlerini ilgilendirmeyen her türlü mevzuda tarafsız kalarak denge politikası uygulamayı devlet politikası edinmiştir. Değişen siyasi iklim, partiler ve ideolojiler bu politikanın uygulanmasından taviz vermemeye özen göstermiştir. Denge politikasının uygulanma sebebi ise başta Türkiye’nin kuruluş manifestolarından biri olan Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” vizyonu olmuştur. Bununla birlikte Türkiye’nin jeopolitiğinin Avrupa ve Batıya olan sınırlarının yanı sıra Ortadoğu ve Asya’ya da temasının olması, aynı zamanda Osmanlı’dan devraldığı Balkanlara ve soydaşlık bağıyla bağlı olduğu Orta Asya Türk Cumhuriyetlerine etki alanının bulunmasıdır. İkili çatışma bölgelerinin çevresinde bulunan Türkiye Cumhuriyeti özellikle 2000’li yıllardan sonra yakın bölgelerinde artan çatışma ortamlarında denge politikasını uygulamayı tercih ederek adeta varlığının sigortasını kullanmıştır. En büyük örneğini 2. Dünya Savaşı’nda gördüğümüz denge politikası Türkiye’yi Dünyanın en büyük yıkımından korumuştur.

Güney Osetya’dan Kosova’ya, Donbass’tan Filistin’e

Denge politikası terim olarak uluslararası ilişkilerde bir çatışma ortamında taraflara net bir destek vermeyerek tarafların karşılıklı çıkarlarının uzlaşması sonucu krizi en düşük tansiyonda idare ederek kendi menfaatlerini korumak demektir. Bu bağlamda Türk Dış Politikasının değişmezi olan denge politikası bir anlamda Türkiye’nin yakın çevresindeki ülkelerle olan iş birliklerini güvence altına alarak kendi çıkarlarına bir sigorta görevi sunmuştur. 1990’larda Yugoslavya’nın dağılması ile başlayan Bosna Savaşında tarafsızlığını ilan eden Türkiye kültürel ve tarihsel bağlarının olduğu bu topraklarda gerilimi azaltmayı hedeflemiştir. Günümüzde bölgede görev yapan KFOR barış gücünde görev yapan Türk Silahlı Kuvvetleri 2023 yılı itibariyle KFOR’un yönetimine geçmiştir.

2008 yılında Gürcistan’ın Abhazya ve Güney Osetya bölgelerine Rusya’nın müdahalesi ile başlayan Rus-Gürcü Savaşı sürecinde Türkiye Ankara-Moskova hattında sakinleştirici ve krizin askeri boyutunun sonlandırılması yönünde bir rol oynamıştır. Böylelikle Türkiye Kafkasya’daki komşusu ile bir diplomatik gerilime girmekten kaçınırken en büyük doğalgaz ithalatçısı Rusya ile de ilişkilerini dostane tutabilmiştir. Türkiye’nin bu tavrına karşın ABD Karadeniz’e savaş gemisini yollamıştı.

2022 Şubat’ında başlayan (aslında 2014 yılında Rusya’nın Ukrayna’nın Luhansk ve Donetsk bölgelerini işgaliyle başlayan) Rusya-Ukrayna Savaşında NATO ve AB Ukrayna’nın yanında olduğunu belirtirken Türkiye yine bu krize taraf olmamıştır. Çözüm için daima kapılarının açık olduğunu belirterek tarafların İstanbul’da Tahıl Koridoru Zirvesini düzenlemesine de aracılık etmiştir. Ukrayna’ya silah ve SİHA/İHA ihracatını ve hatta hibesini sürdürürken Rusya ile de diplomatik temaslarını sürdüren Türkiye adeta Batı dünyasının Putin ile görüşebilen tek devleti olmuştur. Bunun altında yatan en büyük neden ise enerji iş birliğinin yanı sıra uluslararası ambargoya maruz kalan Rusya için Türkiye’nin bölgede alternatif bir yatırım ülkesi olması ve tabi ki de Suriye’deki güç paylaşımı yer almakta.

7 Ekim’de başlayan Hamas-İsrail Savaşında ise Türkiye bir kez daha tarafsızlık açıklaması yapmıştır. Yıllardır gergin olan Türk-İsrail ilişkilerinde bir restorasyona giren Türkiye İsrail’e karşı yapılan saldırının Filistin tarafından değil de bir terör örgütü tarafından yapıldığını bilerek devlet aklıyla hareket etmiş ve hem bölgede savunduğu bir dava olan Filistin Davasının istismar edilmesine izin vermemek hem de ilişkilerini restorasyona soktuğu bir İsrail ile yeni bir gerilimi önleyebilmiştir.

100 Yıllık Devletin Sigortası

Türkiye Cumhuriyeti hangi kıtadadır diye bir soru sorsak kesin bir cevap vermek oldukça zordur. Coğrafi olarak Avrupa kıtasında bazı Avrupa devletlerine göre daha büyük yüzölçümlü toprakları olsa da konum olarak Asya’da yer almaktadır. Siyasi coğrafyada ise suni bir kıta olarak adlandırılan Avrasya’dadır. Avrasya Türkiye’yi dış politikada kendi yakın coğrafyasında tarafsız kalmaya itmektedir. Çünkü milli meselelerinde bulunduğu jeopolitik ortam taraf takınmaya izin vermemektedir. Mesela Karabağ Savaşında Türkiye açık bir şekilde Azerbaycan’a sonsuz desteğini sunmuştur. Türkiye dibinde yaşanan bir çatışmada denge politikası yerine taraf tutmuştur. Fakat taraf tutmayı kendi milli menfaatlerine hizmet edecek şekilde dizayn etmiş ve aynı zamanda soydaşlık bağı olan bir işbirlikçi devlet ile de bağlarını güçlendirmiştir. Sonuç itibariyle Ermenistan 1990’lı yıllardan beri kapalı olan Türkiye-Ermenistan sınır kapısının açılması ve Türkiye ile iyi ilişkiler sürecine girme politikasına evrilmiştir. Denge Politikası bazen sadece ülkeleri jeopolitik konumları ile tehlikelerden ve krizlerden korumaz. Yeni fırsatlara da yol açabilir.

Yorum bırakın